- ABD’nin saldırısı uluslararası alanda tepki ile karşılandı
- Saldırı ve kaçırma eylemi hukuksal açıdan büyük sorunlar taşıyor
- Uluslararası işçi örgütleri, saldıra tepki gösterdi

ABD yönetiminin bir süredir tehdit ettiği Venezuela’ya yönelik 3 Ocak’ta yaptığı saldırı uluslararası kamuoyunda geniş tartışma yarattı.
Başkent Karakas’ın bombalanması ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in kaçırılması Trump yanlılarının dışındaki ülke ve kesimlerde endişe ile karşılandı.
Saldırı ve Maduro ile eşinin ABD’ye kaçırılması hem ABD hukuku hem de uluslararası hukuk açısından bir tartışmayı ateşledi.
Uluslararası düzeyde işçi örgütleri de tepki gösterenler arasında yer aldı. Aşağıda bu tepki mesajlarında bazıları yer almaktadır:
ITUC ve Amerika Kıtası Sendikalar Konfederasyonu (TUCA/CSA):
Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu ITUC, yaptığı değerlendirmede saldırıların yalnızca bir ülkeye değil, “uluslararası hukukun temel ilkelerine ve halkların kendi kaderini tayin hakkına yönelik açık bir tehdit” olduğunu vurguladı.
ITUC, askeri müdahalelerin her zaman emekçiler açısından “daha fazla yoksulluk, daha fazla güvencesizlik ve daha fazla hak kaybı” anlamına geldiğini belirtti.
Konfederasyon, uluslararası toplumu çatışmayı derinleştirecek adımlardan kaçınmaya çağırdı.
Amerika Kıtası Sendikalar Konfederasyonu TUCA (CSA) ise açıklamasında Venezuela’ya yönelik saldırıları “egemen bir ülkeye karşı kabul edilemez bir güç kullanımı” olarak tanımladı. TUCA, bu tür müdahalelerin Latin Amerika ve Karayipler’de barış ve istikrarı tehdit ettiğini ifade etti. Açıklamada, askeri ve siyasi baskı politikalarının bölge halklarını daha derin bir belirsizliğe sürüklediği vurgulandı.
Bu politikaların bedelinin her zaman işçiler, yoksullar ve kırılgan toplumsal kesimler tarafından ödendiği belirtildi ve kıta sendikalarına dayanışmayı büyütme çağrısı yapıldı.
Avrupa’daki işçi örgütlerinden açıklamalar
Avrupa’dan gelen ilk açık sendikal tepkiler Sendikal alanda ilk açık ve net kınama Fransa’dan geldi. Fransa CGT, yayımladığı açıklamada
Venezuela’ya yönelik saldırıları “emperyalist bir müdahale” olarak niteledi. CGT, savaşların ve askeri operasyonların halkların değil, sermayenin ve büyük güçlerin çıkarlarına hizmet ettiğini vurguladı. Açıklama, Venezuela halkıyla dayanışma çağrısıyla son buldu.
İtalya CGIL, sendikal hareketin tarihsel barış mücadelesine atıf yaptı. Açıklamada, askeri saldırıların toplumsal dokuyu tahrip ettiği ve emekçilerin yaşam koşullarını daha da ağırlaştırdığı ifade edildi. CGIL, uluslararası hukukun hiçe sayılmasının tüm dünya işçileri için tehlikeli bir emsal oluşturduğuna dikkat çekti.
Güney Amerika’daki işçi örgütlerinden tepkiler
Latin Amerika’daki sendikal tepkiler açısından Brezilya Birleşik İşçi Merkezi CUT’un açıklaması belirleyici oldu.
CUT, Brezilya Cumhurbaşkanı Lula’nın kapsamlı siyasi değerlendirmesinin ardından yaptığı açıklamada saldırıları yalnızca diplomatik bir kriz olarak ele almadı. Açıklamada, saldırılar “emperyalist bir saldırı ve sınıfsal bir tehdit” olarak tanımlandı. CUT, bu müdahalelerin sosyal hakları aşındıracağını, yoksulluğu derinleştireceğini ve bölgesel barışı zayıflatacağını vurguladı.
Uluslararası herhangi bir konfederasyona üye olmayan Uruguay Sendikalar Konfederasyonu PIT-CNT, Venezuela’ya yönelik saldırıların uluslararası hukuka aykırı olduğunu vurguladı. Açıklamada, halkların iradesine saygı gösterilmesi gerektiği ifade edildi. Uluslararası üyeliği olmamasına rağmen yapılan bu çıkış, tabandan gelişen sendikal refleksin önemini bir kez daha gösterdi.
Küresel işçi federasyonlarının mesajları
Kamu hizmetleri alanında örgütlü küresel sendikal federasyon PSI (Public Services International), Venezuela’ya yönelik saldırıların kamu hizmetleri üzerindeki yıkıcı etkilerine dikkat çekti. PSI, askeri müdahalelerin sağlık, eğitim, su ve sosyal hizmetler gibi temel kamusal alanları doğrudan hedef hâline getirdiğini belirtti. Açıklamada, barışın ve egemenliğin kamu hizmetlerinin sürdürülebilirliği açısından vazgeçilmez olduğu vurgulandı.
Ulaştırma işkolunda küresel ölçekte örgütlü ITF (International Transport Workers’ Federation) ise saldırıların yalnızca Venezuela’yı değil, bölgesel ve küresel emekçi hareketliliğini de tehdit ettiğini ifade etti. ITF, emperyalist müdahalelerin limanlardan havayollarına, lojistik zincirlerinden sınır geçişlerine kadar geniş bir alanda emekçilerin yaşamını ve güvenliğini riske attığını belirtti.
Afrika’dan güçlü bir ses: SAFTU
Güney Afrika Bağımsız Sendikalar Federasyonu SAFTU, en sert ve doğrudan açıklamalardan birini yaptı. SAFTU, ABD’nin Venezuela’ya yönelik saldırısını “çıplak bir emperyalist saldırganlık ve rejim değişikliği girişimi” olarak tanımladı.
Açıklamada, güçlü devletlerin egemen ülkelere karşı zor kullanmasının tehlikeli bir emsal oluşturduğu belirtildi. Bunun küresel ölçekte halkların özgürlüğünü tehdit ettiği vurgulandı. SAFTU, Venezuela halkıyla açık dayanışma ilan etti.
Arap Sendikalar Konfederasyonu (ATUC), Venezuela’nın egemenliğine yönelik saldırıyı en kapsamlı biçimde kınayan yapılardan biri oldu. ATUC, ABD’nin Venezuela’nın meşru devlet başkanını kaçırarak rejim değişikliğini zorla dayatmaya çalıştığını ifade etti. Konfederasyon, bunun yalnızca Venezuela’ya değil, uluslararası hukuk düzenine yönelik açık bir saldırı olduğunu belirtti. Bu eylemin özellikle 1961 tarihli Viyana Diplomatik İlişkiler Sözleşmesi’nin ağır bir ihlali olduğu vurgulandı.
Konfederasyon, Venezuela’nın uzun süredir kuşatma altında tutulmasını ülkenin doğal kaynaklarını ele geçirmeye yönelik bir girişim olarak değerlendirdi. Bu saldırıların, Venezuela’nın petrolü kamulaştırmasıyla elde ettiği tüm sosyal kazanımları ortadan kaldırmayı hedeflediği ifade edildi.
ABD sendikalar konfederasyonu AFL-CIO, üyesi bulunduğu ITUC ve TUCA’nın açıklamalarını paylaşarak Başkan Trump’ın anayasaya aykırı eylemlerini kınadığını açıkladı. AFL-CIO, uluslararası sendikal hareketin değerlendirmelerine katıldığını belirtti.
Olayın geri planı; ABD’nin petrol hakimiyeti isteği
Görünürde Maduro’nun narkoterör örgütü yöneticisi olduğu iddiası var ve Moduro ile eşi bu nedenle New York Mahkemesi’ne çıkarıldı. Uyuşturucu uzmanları, ABD’ye giren uyuşturucu açısından Venezuela’nın çok küçük olduğu ve bunun Venezuela yönetimiyle bağı konusunda somut hiçbir delil olmadığı görüşünde birleşiyor. ABD Ulusal İstihbarat Konseyi’nin Nisan 2025 tarihli raporunda da bu durumun teyit edildiği belirtiliyor.
Saldırı ve kaçırma olayının arka planında ABD başkanı Donald Trump’ın bir süredir dile getirdiği Venezuela’daki petrol rezervlerinin yönetimi sorunu yer almakta.
Venezuela’da darbeyle yönetime gelen aşırı sağ görüşlü diktatör Juan Vicente Gomez, ABD’li şirketlere büyük imtiyazlar tanımış ve ülke petrol piyasasının % 98’in yönetmelerine olanak sağlamıştı. Bu şirketler aynı zamanda Venezuela petrollerinin % 90’ını da ihraç etmekteydi. Yüksek ihracat nedeniyle Venezuela dünyanın ikinci büyük petrol ihraç eden ülkesi haline gelmişti, ancak kazanç Venezuela’nın değil ABD’li petrol şirketlerinindi.
1943 yılında çıkarılan bir yasa ile ihraç edilen petrol gelirlerinin Venezuela’ya devredildi. 1973 yılından itibaren ise petrol üretiminin kamulaştırılması tartışması başladı. 1976 yılında sosyal demokrat başkan Carlos Andres Perez, petrol üretiminin kamulaştırılması yasasını onayladı. Bu bir akıma dönüştü ve Meksika, Brezilya ile Suudi Arabistan da aynı yolu izledi.
ABD yönetimleri o tarihten beri Venezuela’nın petrol üretimini geri almak için çeşitli girişimler yaptılar. Bunu tam bir saldırı ile uygulamaya geçirmek isteyen ise ABD başkanı Donald Trump oldu. Trump doğrudan; “bizim orada çok petrolümüz var. Bildiğiniz gibi onlar bizim şirketlerimizi kovdular ve biz geri istiyoruz.”
This post is also available in: Türkçe


