Tekstilde çalışma barışı nasıl sağlanır?

Koşulların emek aleyhinde olduğu bir dönemden geçiyoruz. Ancak daha ayrıntılı incelendiğinde geleceğin emek açısından daha umut vadeden bir yerde durduğunu ve sermaye açısından da çelişkilerin derinleştiğini anlamak mümkündür. İşçilerin örgütsüzlüğü, hükümetin emek karşıtı politikaları ve çalışma yaşamına dair istediği değişiklikler dikkate alındığında emek sermaye karşısında çaresizmiş gibi bir görüntü açığa çıkmaktadır. Ancak bu, çok yüzeysel bir yaklaşımdır ve emeğin üretimden ve tüketimden gelen gücünü, tarihsel birikimini ve insanın doğası gereği sömürüye karşıtlığını hesaba katmamaktadır.

Bu genel tespitlerin yanı sıra bugün sermayenin, özelde tekstil sermayedarlarının ciddi çıkmazları mevcuttur. En başta küresel kriz olgusu gelmektedir. Küresel kriz, tüketimdeki düşüş ve artan rekabet koşulları sermayenin istikrarlı bir üretim yapmasını tehlikeye düşürmektedir. Sermaye kesimi bu gerçeklikten çıkış için işçi üzerinde baskıyı, sömürüyü arttırma, daha uzun saatler çalıştırarak daha az ücret verme şeklinde beyhude ve sonuçlarının hiçbir olumlu getirisi olmayan bir politika izlemektedir. Toplumsal adaleti ve toplumsal dengeyi alt üst eden bu politika iç tüketimi azaltmakta, işyerinde gerilimi arttırmakta ve kaliteyi düşürmektedir.

Tekstil sektöründe rekabet hem ülke içinde hem de gelişmekte olan diğer ülkelerdeki yoğun üretim sebebiyle önemli bir sorundur. İstikrarlı firmalarla istikrarlı üretim yapmak oldukça güçtür. Uluslar arası ve ulusal düzeyde yaşanan sorun ve krizlere karşı hayli kırılgan bir yapı arz etmektedir. Tekel niteliğindeki markalarla sürekli ticari ilişkide olma zorunluluğu mümkün olan en üst düzeyde kaliteyi en düşük masrafla üretmeyi zorunlu kılmaktadır. Uluslar arası firmaların sürekli baskısı ve türlü denetimleri ile yerli firmaların bağımlılık dereceleri her geçen gün artmaktadır. Uluslar arası firmalar ve markalar ise ucuz üretimin dışında ciddi bir kamuoyu denetiminde oldukları için ve medyaya yansıyan skandallardan olumsuz etkilendiklerinden tedarikçilerinden uymasını istedikleri liste kabarmakta, denetim kuruluşları daha da yaygınlaşmakta ve her talep yeni bir masraf kalemine tekabül etmektedir. Bu durum yerli sermaye üzerindeki baskıyı arttırmaktadır ve bu baskı doğrudan işçiye transfer edilmektedir. Tüm fedakarlık ve cefa işçiden beklenmektedir. İşsizlik, yoksulluk ve kırdan kente göç olgusu ile beraber işçiler çok uzun saatler, düşük ücretlerle, düzensiz çalışmaya mecbur bırakılmakta, talepleri ise işsizlik tehdidiyle veya firmanın kapanma riski sebebiyle karşılanmamaktadır.

Ancak bu durum yeni sorunları açığa çıkarmaktadır. İşçilerin sendikalı-sendikasız verdikleri tepkiler, iş bırakmalar ve üretim sürecini sabote etme girişimleri yaygınlık kazanmaktadır. İşçi açısından da bir fabrikada sürekli çalışmak giderek zorlaşmaktadır. Özellikle genç işçiler yılda birkaç işyeri değiştirmektedir. Ayrıca kalifiye işçi için de tekstil cazip değildir ve kalifiye işçiyi bu şartlarda bulmak ve çalıştırmak da giderek güçleşmektedir.

Mevcut gerçeklikte çalışma barışı yoktur. Sermayenin çeşitli sebeplerle yoğun baskısı, denetimi ve sömürüsü vardır. Kuralsızlık ve keyfilik kural halini almıştır. Ancak bu gidişat uluslar arası markalarla sürekli üretim ilişkisinde olmak ve iyi üretim için kalifiye işçiyi çekmek konusunda olması gerekenleri daha da zora sokmaktadır. Bu sebeple gerek sermayenin çıkmazları gerekse de işçilerdeki tepki, arayış ve çaresizlik sendikamızın gelişmesi için verimli bir alanı açığa çıkarmaktadır. Sendikamız bu nesnel gerçeklik üzerinde işçiyi, sermayeye ve devlete doğru mesajlar vererek, doğru politikalar belirleyerek ve bir bütün kolektif şekilde çalışarak kendisini yenileyecek ve güçlendirecektir.