Tekstil İşverenleri Konferansı-Rapor

10 yılda 40 yıllık değişim

Dünya genelinde tekstil işveren sendikalarının çatı örgütü olan ITMF (Uluslararası Tekstil Üreticileri Federasyonu) 2013 Yıllık Konferansını 8-10 Eylül 2013 tarihlerinde Bregenz-Avusturya’da gerçekleştirdi. Bu 1904 yılından bu yana gerçekleşen 70. Konferans.

Avrupa’dan Amerika’ya, Çin ve Hindistan’dan Latin Amerika’ya dünyanın her tarafından tekstil işverenlerinin, CEO’ların ve akademisyenlerin katıldığı konferansta sendikamız da Türkiye Tekstil İşverenleri Sendikası Genel Başkanı Sn. Kayhan’ın davetlisi olarak gözlemci olarak yer aldı.

Konferansın konusu “İmalat ve Perakende Sektörleri Arasında Gücün Yeniden Dengelenmesi” olarak belirlendi. Uluslararası tekstil sektöründe bu sorunun güncelliği ve yakıcılığı sunumlarda da kendisini göstermiştir. Küresel markalardan oluşturan perakende firmalarının sanayiciler üzerinde elde ettikleri güç ve kurulan hiyerarşik küresel tedarik zincirleri sanayici ile perakende firması arasında ortak çıkarların yanı sıra karşılıklı gerilimleri de beslemektedir.

Konferansta tüketici beğenisi, tüketici odaklılık, yenilikçilik, yeni teknolojik gelişmeler gibi çeşitli konularda sunumlar yapılmasına karşın tekstil üretiminin esas kaynağı olan işçilerin durumu ve beklentilerine ve çalışma ilişkilerine dair hiçbir sunum yapılmamıştır. Sanayici, perakendeci, bilim insanı, müşteri çerçevesinde yapılan sunumlara karşın işçilerin çalışma koşullarını iyileştirme ve çalışan-işveren ilişkisi üzerine bir değinide bulunulmamıştır. Bununla bağlantılı olarak kurumsal sosyal sorumluluk da oldukça tali bir çerçevede ele alınmıştır.

 

Dijital dünya

Konferansta tekstil dahilindeki çeşitli alt sektörlerden başarı deneyimleri ele alınmış, tedarik zinciri yönetimi üzerine görüşler ifade edilmiş, teknik tekstildeki ve tekstil makinelerindeki son gelişmeler özetlenmiş, online ticaret üzerine Google, e-bay gibi firma yetkililerince sunumlar yapılmıştır.

Tüketicilerin tercih yaparken interneti daha yoğun kullandığı, internetten satışın hızlı şekilde geliştiği, internetten satın almasa dahi öncesinde internette araştırma yaptığını, dijital dünya sayesinde tüketicinin talep ve isteklerinin hızlı şekilde anlaşılabileceği ve yönlendirilebileceği dile getirildi. Öncesinde tedarikçi aracı markaya, aracı marka mağazaya, mağaza da müşteriye ulaşırken artık tedarikçi doğrudan mağazaya veya tüketiciye, aracı firma mağaza olmadan doğrudan tüketiciyle ulaşabilmektedir. Yine müşterinin markaya yönelik ilgisi, farklı bölge ve ülkelerdeki müşterinin merak ettiği konular ve markaya dair yorumlar google gibi arama motorları üzerinden tahlil edilip şirketlerin planlarına etkide bulunabilir. Online (internet ve cep telefonu) üzerinden alışverişin oranı da hızla yükselmektedir. Örnek olarak gösterilen bir karikatürde mağazada ayakkabı deneyen kadın ayakkabıyı çok beğendiğini, eve giderek internetten daha ucuza almayı bekleyemeyeceğini belirtip satış elemanından mağazanın internet şifresini rica etmektedir, doğrudan almak yerine online alışverişi tercih etmektedir. Özcesi geleneksel mağazada deneyerek kıyafet, ayakkabı alma eğilimi varlığını korusa da internetten alışveriş daha cazip tekliflerle müşteriyi çekebilmektedir. Tüm bu gelişmeler nedeniyle önümüzdeki 10 yılda son 40 yıldaki değişimden fazla değişimin olacağı vurgulandı.

 

Avrupa ve Çin’de tekstil üzerine


Avrupa’da tekstil üretimi 10 yılda ciddi bir düşüşle karşılaştı. 2001’de 1.380.000 tekstil işçisi varken 2011’de bu sayı 685 bine düşmüştür. Şirket sayısı % 10, yatırım ise % 45 azalmıştır. Avrupa tekstil üretiminde oldukça zayıflasa da iki yoldan dünya tekstil piyasalarında etkinliğini korumaktadır. Bunların ilki tekstil makinelerinin üretimindeki ağırlığıdır. Avrupa’da üretilen tekstil makinelerinin % 90’ı Asya ülkelerine satılırken yalnızca % 1’i Avrupa sınırlarında satışa çıkarılmaktadır. İkinci yol ise büyük markalaşmış perakende firmaları üzerinden tasarım, satış ve müşteriyle ilişkiler üzerinden üretici firmalar nezdinde gücü pekişmektedir. Bu öyle bir hale gelmiştir ki üretim, dağıtım sürecinden daha ucuza satış yapmaktadır. En büyük 10 marka Avrupalıdır. Bunlar H&M, M&S, Inditex, C&A, Next, Primark, Arcadia, Debenhams’dır. Avrupa’nın üretimde güçlü olduğu alt sektör ise teknik tekstildir.

Çin de konferansta özel bir yer almıştır. Çin’de her 7-8 yılda işçi ücretlerinin 2 katına çıktığı ve Çin’in eskisi gibi ucuz emek cenneti olmaktan sıyrıldığı, Çinli firmaların daha ucuz emek için Myanmar, Vietnam gibi ülkelere yatırım yaptığı dile getirildi. Kamboçya’da 400’den fazla, Bangladeş’te 100 kadar Çinli tekstil fabrikası açılmıştır. Ayrıca devlet desteğinin tüm dünya pazarını etkilediği belirtildi ve Çin’de pamuk üretiminin yılda % 3-5 oranında azalmasının Çin tekstilinin geleceğine etkisi vurgulandı. Çin’de 2012 yılında 10 milyon tekstil işçisi vardır. Bu sayı 2007’de 14 milyona kadar çıkmıştır. 1980’de ise 4 milyondu. Tekstil-hazır giyimde dünya payı 2012’de 262 milyar dolarla % 36’ya denk düşmektedir. El yapımı elyafta dünya payı % 73, pamuk üretimi ise 6.84 milyon tonla dünya üretiminin % 26’sıdır.

2013’ün ilk 6 ayında ABD’nin tekstil ithalatının % 37’si Çin’den, % 6.60’ı Hindistan’dan, % 8’i Vietnam’dan olmuştur. AB’nin aynı dönemde tekstil ithalatının % 35’i Çin’denken Vietnam ve Bangladeş % 10’ar orana sahiptir. Japonya’nın tekstil ithalatının % 70’i Çin’dendir.

Çin’de online tekstil satışı 2012’de 318 milyar yuanla tüm satışın % 6’sını oluştururken, bu sayının 2016’da 920 milyar yuana çıkması beklenmektedir. Online satış 2011 yılına göre % 64 büyümüştür. Çin’de emek maliyeti hızlı şekilde artarken emek üretkenliği de benzer bir artışı göstermektedir. Çinli tekstilciler devletin pamuk politikasını aleyhlerinde bulmalarına karşın başta boya olmak üzere çevreyi kirleten tekstil firmaları için devletin sunduğu altyapı hizmetlerindeki artıştan da memnunlar.

Çin ayrıca büyük bir iç Pazar. Halkın satın alma gücünün artması ve orta sınıfın büyümesi dışında yılda % 1 artan kentleşme sebebiyle 2030 yılına kadar her sene kentlere 13-14 milyon yeni nüfusun göç etmesi beklenmektedir. Bu da büyük bir iç Pazar anlamına gelmektedir. 2012’de bir önceki yıla nazaran tekstile yönelik iç talep de % 12 artmıştır. Bu nedenle büyük markalar sadece tedarik açısından değil satış açısından da Çin’de ağlar oluşturmaktadır. Çin’in tekstil ithalatı da bu dönemde artmıştır. Artan talep sebebiyle 2001’de 128 milyon dolar ithalat yapan Çin, bu rakamı 2011’de 189 milyona çıkartmıştır. 2012’de 513 bin ton pamuk da ithal etmek zorunda kalmıştır.

Çin’in 10 yıllık stratejik planına göre 2020’ye kadar hazır giyim ve ev tekstilinin yıllık % 3 büyümesi, teknik tekstilin ise yıllık % 10 büyümesi beklenmektedir. Emek üretkenliğinin de bu dönemde yıllık % 10 artması, enerji ihtiyacının yıllık % 20, temiz suya olan ihtiyacın yıllık % 30 azaltılması da hedeflenmektedir.

 

Perakendeci firmalar

Perakendeci markaların üretici üzerindeki hakimiyeti konferansta korsanlara benzetilerek ifade edildi. Bu firmaların marka gücü ve tüketici gücü sayesinde üretici firmaları kontrol edebildiği belirtildi. Bu gerçeklikte salt büyük olmanın avantajlı olmak olmadığı vurgulandı ve internet sayesinde üretici firmanın doğrudan tüketiciye ulaşmasını yol ve yöntemlerinin arttığı eklendi. Önümüzdeki dönemde bu markalar açısından hız ve esneklik kavramlarının daha da ön plana çıkacağı dile getirildi. Bu halde üretici ile perakende arasında denge kurmak daha da güçleşecektir.

Perakendeci firmalar açısından müşteriyle sıkı ilişki kurmak ve müşterinin gözünde farklılaşmak oldukça önemlidir. Artık ihtiyaçtan satın almaya düz bir yol bulunmamaktadır. Öneriler, reklamlar, marka beğenisi, moda, sosyal medya, internet siteleri, indirimler gibi çok sayıda uyarıcı tüketicinin herhangi bir ürünü seçip almasına yol açmaktadır. Bu nedenle perakendecilik artık dijital perakendecilik olmak zorundadır.

 

Ekonomik kriz ve beklentiler


Konferansta ekonominin geleceğine dair iyimser yorumlar yapıldı. Ekonominin toparlandığı, krizden çıkılmaya başlandığı, Çin’de tüketicilerin alım gücünün arttığı, ABD’nin toparlandığı ve enerjide bağımsızlığını sağlamasıyla yeni bir sanayileşme atılımına geçebileceği üzerinde duruldu.

Konferansta sunum yapan Bremen Eyalet Bankası Baş Ekonomisti Hellmeyer küresel ekonomik kriz üzerine bir sunumda bulundu. İyimser bir tablo çizen Hellmeyer AB’de uygulanan tasarruf paketleri ve yapısal reformların işe yaramaya başladığını, ekonomilerin toparlanma eğilimine girdiğini, Avrupa ekonomisinin ve BRIC ülkelerinin ABD, İngiltere ve Japonya ekonomilerinden daha başarılı ekonomik performansa sahip olduğunu ancak ABD ve İngiliz finansal aristokrasisinin ve kontrolünde tuttuğu uluslararası medyanın ve derecelendirme kuruluşlarının dezenformasyon yaparak AB ve BRIC ülkelerine yönelik bir ekonomik savaş yürüttüğünü iddia etti. Hellmeyer Yunanistan, İtalya, İspanya gibi ülkelerde ticaret dengesinin halen eksilerde olmasına karşın 3 yıl önceki rakamlara göre daha iyi duruma geldiğini belirmektedir. Emek maliyeti de ciddi bir düşüş yaşamaktadır. Yunanistan’da % 11, Portekiz’de ve İspanya’da % 6 düşmüştür.

AB başta olmak üzere küresel çapta uygulanan yapısal neo-liberal reformlar finans sektörünün ve bankaların kurtarılması ve makroekonomik istikrarın sağlanmasına odaklıdır. İzlenen politikalar krizden çıkış için çalışanlardan ve tüm toplumdan gelir transferi gerçekleştirerek krizin faturasını krizde sorumluluğu olmayan kesimlere yüklemektedir. Bu nedenle başta Avrupa olmak üzere küresel düzeyde milyonlarca insan işini kaybetti, çalışanların çalışma düzenleri değişti, güvencesiz, esnek-kiralık-uzaktan çalışma biçimleri geliştirildi, vergiler yükseltildi. Tüm bu önlemlere ve neredeyse 5 yıldır süren gelir transferi politikası sonucunda ancak krizden çıkabiliriz durumuna gelindi yorumunun yapılması yine de tartışmalıdır ve toplumsal açıdan sakıncalıdır. Çalışan çoğunluğun aynı zamanda tüketici de olması alım gücü düşen toplumların taleplerinin de azalması mevcut gidişatı daha da çözümsüz bırakmaktadır. Bu nedenle sendikalar ve birçok akademisyen ve uzman son dönemde geliştirilen iyimser söylemlere şüpheyle bakmaktadır.