Kıdem tazminatını yok etmeye kimsenin gücü yetmez-Rıdvan BUDAK

AKP Hükümeti ısrarla kıdem tazminatını gündemde tutuyor. Sanki çalışma yaşamının en temel sorunu işçilerin kıdem tazminatı, başka bir mesele kalmadı. Medya da hükümetin borazanlığını yaparak işçileri ikna etmeye çalışıyor. İşçi sınıfını ve çalışanları aldatabileceklerini düşünüyorlar. Kıdem tazminatı bir 12 Eylül döneminde tartışılmıştı, bir de şimdi tartışmaya açılıyor.

Esas işte taşeron çalıştırmayı ve kiralık işçilik bürolarını da kıdem tazminatıyla beraber ele alıyorlar ve bizlere birer müjdeymiş gibi büyük bir yüzsüzlükle savunuyorlar. Ne yazık ki Çalışma Bakanı kıdem tazminatını neden gündeme getirdiklerini açıkça savunamıyor, hem hükümet hem de yandaş sendikalar kıvranıp duruyor, tutarsız açıklamalarla öfkeyi dizginlemeye çalışıyorlar.

Bir yandan tüm çalışanlarının % 8’inin sendikalı, % 5’inin toplusözleşmeli olduğu ve kayıtdışının % 40’a yakın olduğu ülkemizde işgücü piyasasının katı olduğunu ve daha fazla esnekleşmesi gerektiğini, işverenin bu yükten kurtulmasını istediklerini söylüyorlar öte yandan çok az işçinin kıdem tazminatını alabildiğini, herkesin alması için çaba gösterdiklerini dile getiriyorlar. Üstüne de kıdem tazminatını almak için çeşitli şartlar öne sürüyorlar.

Hükümet çevrelerinin iddiası Türkiye’de kıdem tazminatının önemli şirketler ve sendikalı çalışanlar dışında kimsenin alamadığıdır. Bu oran da % 10 civarında olarak dile getirilmektedir. Buna göre ülkemizde çalışanların % 90’ı işten çıkarılırsa kıdem tazminatı hakkından yararlanamamaktadır.

Bu, bilimsel bir araştırma mıdır bilemiyoruz. Ancak bu iddianın gerçekçi olmadığını özellikle işçiler kıdem tazminatını almak için mahkemeye gitmeye mecbur bırakıldıkları için gayet iyi biliyorlar.

KIDEM TAZMİNATINI GERÇEKTEN TEMİNAT ALTINA ALMAK İSTİYORSANIZ BUNUN BİRİNCİ ŞARTI SENDİKALAŞMANIN ÖNÜNDEKİ ENGELLERİN KALDIRILMASIDIR. Bu, kayıtdışı ekonomi ile mücadele için de geçerlidir. Dünyanın 17. büyük ekonomisi olduğunu söylediğimiz ülkemizde kayıtdışı ekonomi tüm denetimlere karşın % 38 olarak devam etmektedir. Oysa Türkiye’nin daha fazla borçlanmamasının yolu ekonomiyi kayıt altına alıp denetlemektir.

KIDEM TAZMİNATI TARTIŞMASI NEREDEN VE NEDEN ÇIKTI, bu biliniyor. Her dönem sermaye kesimleri TİSK, TOBB, TÜSİAD gibi çeşitli örgütleri üzerinden basın aracılığıyla kıdem tazminatını gündeme getirmektedirler. “Güvenceye alalım” adı altında kıdem tazminatını ya tamamen kaldırmak veya 15-21 gün bir sınırlamayla sözde “yabancı sermayeyi çekeceğiz”, “yatırımları hızlandıracağız” gibi kılıflarla gelecekte bir zamanda kaldırmayı hedeflemektedir. Esas hedef kıdem tazminatını tamamen yok etmektir.

Oysa akıllı bir iktidar ve aklı başında bir sermaye örgütü kıdem tazminatını tartışmaz. NİÇİN TARTIŞMAZ? Çünkü bir ülkede demokrasinin, toplumsal barışın ve geleceğin güvencesi ÜRETİMDİR. Üretimi yapan işçiler ve tüm çalışanlar emeklerinin birikimi olan kıdem tazminatlarını alamazlarsa aynı verimliliği göstermezler.

Bugün bile, bu kadar işsizliğe rağmen, insanlar iş aramaktan vazgeçiyorsa, bu, çalışmalarının karşılığında yeterince ücret alamadıklarını bilmelerinden kaynaklanmaktadır. Kıdem tazminatı çalışma hayatının, işyerine bağlılığın ve üretmenin en önemli bileşenidir. Bir nevi çalışanların üretim alanlarını, işyerlerini en çok sahiplenmelerini sağlayan bir haktır. Bu hak vazgeçilemez, yok sayılamaz, geri verilemez bir haktır.

Türkiye’nin en çok ihracat yapan sanayi kuruluşlarının deneyimli yöneticileriyle konuştuğumuzda kıdem tazminatının azaltılmasından veya kaldırılmasından yana olmadıklarını, tam tersine kıdem tazminatının üretimde çok önemli bir faktör olarak sürdürülmesi gerektiğinin altını çiziyorlar.

Hal böyleyken kıdem tazminatı meselesini sıkça gündeme getirmenin ve sosyal taraflara “aranızda anlaşın da gelin” diyerek çağrı yapmanın ve yoksulların, emeğiyle geçinenlerin elindeki kıdem tazminatına göz dikmenin niyetinin iyi olmadığı anlaşılmaktadır. Ne tesadüftür ki bunları söyleyenler iktidara gelirken YOKSULLUKLA mücadele edeceğiz diye söz veriyorlardı.

Türk-İş’in ve Hak İş’in “kıdem tazminatının özüne dokundurtmayız” vurguları gerçekçi değildir. Herkesin kıdem tazminatını almasına, tazminatın devlet güvencesinde olmasına biz de karşı çıkmayız. Ancak tarih, siyasi iktidarlar tarafından yönetilen birçok fonun, örneğin konut edindirme fonunun, tasarruf teşvik fonunun nasıl yok edildiğini gayet net göstermektedir. Bugün de işçilerin ücretlerinden kesilerek oluşturulan işsizlik fonu, alacaklarını alamayan müteahhitlerin dertlerine çare oluyor, GAP’a çare oluyor ve Bakan Fatma Şahin’in geçenlerde dediğine göre yeni evlenenlere kredi olarak çare olması bekleniyor. Toplumsal deneyimimiz gösteriyor ki siyasi iktidarlara böyle fonlar teslim edilemez. TARİHİN HER DÖNEMİNDE GÜÇLÜYE GÜCÜ YETMEYEN İKTİDARLAR ÇALIŞANLARIN ÜÇ KURUŞUNA GÖZ DİKMİŞLERDİR, YANİ DEVLET GÜCÜNÜ KULLANARAK KUL HAKKI YEMİŞLERDİR.

Bizler Türk Lirasının değer kaybettiği, satın alma gücünün gerilediği, adı konmadan devalüasyonların yapıldığı, enflasyon rakamlarının ancak baskılamayla tek haneli rakamlara geriletebildiği, çarşıda pazarda enflasyonun çok daha yukarıda gerçekleştiği, yoksulluğun Anadolu’da diz boyu olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Satın alma gücündeki gerilemeyi bir örnekle açıklayayım: 1960’lı yılların başında karayollarında çalışan ve sendikacıların çoğunun yakından tanıdığı Yol-İş Sendikasının İstanbul Şube Başkanı Bekir Yenigün ağabeyimiz geçen yıl sendikamızı ziyaret ettiğinde bize karayollarına girdiği tarihte aylık 400 TL kazandığını ve cumhuriyet altınının o tarihte 50 TL olduğunu anlatmıştı. Yani o günkü asgari ücretin biraz üstünde bir gelirle 8 Cumhuriyet Altını alınabilmekteydi. Bugün çokça övündükleri ekonomik düzende asgari ücretle ancak 1 Cumhuriyet Altını alınabilmektedir.

Açıktır ki sadece inşaat, yol, köprü yaparak ülke kalkınamaz. Borçlanarak, yılda ortalama 60 milyar dolar cari açıkla ülke kalkınamaz. ÜLKE DAHA ÇOK FABRİKA YAPARAK, DAHA ÇOK SANAYİLEŞEREK DAHA ÇOK ÜRETEREK, DAHA ÇOK İNSANIMIZA İŞ VEREREK, KAYITDIŞINI KAYIT ALTINA ALARAK, ADİL BİR VERGİ DÜZENİ KURARAK VE TOPLANAN VERGİYİ KUL HAKKIDIR DİYEREK HAYSİYETLİCE VE PLANLI ŞEKİLDE KULLANIP SOSYAL DEVLETE, HUKUK DEVLETİNE VE EŞİTLİĞE DÖNÜŞTÜREREK AYAĞA KALDIRILIR.

Türk-İş, Hak-İş, sermaye örgütleri ve iktidar ne derse desin, kıdem tazminatında herhangi bir oynama 1971 15-16 Haziran’ını yeniden güncelleştirir ve konfederasyonlara rağmen işyerlerindeki işçiler ayağa kalkar. Deneyimim bana bunları kamuoyuyla paylaş diyor.

Toplumu daha fazla aldatmaya lüzum yoktur. Bin türlü numaralarla, günümüzün Banker Kastelli’lerinin ceplerini doldurmaya kalkmanın, Bireysel Emeklilik Şirketleri denilen finans sermayesinin işçinin alınteri olan kıdem tazminatına göz dikmesine yeşil ışık yakmanın, tüm bu plan ve projelerin hiçbir anlamı yok.

Ben bugün ülkemizde kıdem tazminatını kaldırmaya cesaret edecek bir BABAYİĞİT göremiyorum