Kıdem tazminatında kadim oyunlar-Aziz Çelik (Birgün Gazetesi)

Hükümetin kıdem tazminatına dair politikalarını değerlendiren Aziz Çelik’in Birgün Gazetesi’nde 10 Ekim günü çıkan yazısını paylaşıyoruz.

Uzun yıllardan bu yana işverenlerin ve hükümetlerin hedefinde olan kıdem tazminatı hakkı yeniden ve bu kez daha ciddi bir saldırı altında. Aslında hiç hedeften inmedi. Kıdem tazminatı daha doğrusu kıdem tazminatının budanması çalışma hayatının kadim konusu. Ortalık toz duman. Her gazetede başka bir haber ve başka bilgiler var. Konu en son eylül ayının sonunda toplanan Çalışma Meclisi toplantısında gündeme geldi. İşçi tarafı yapılmak istenen değişikliklere esastan itiraz ettiği için konu üzerinde herhangi bir uzlaşma sağlanamadı. Ancak bu konuda kapalı kapılar ardında hükümetin hazırlıklar yaptığı sır değil. Rivayetler muhtelif ama kesin olan şu: Kıdem tazminatı hakkını tırpanlamayı akıllarına koymuş durumdalar.

 

KIDEM TAZMİNATI NEDİR VE NASIL GELİŞMİŞTİR?

Kıdem tazminatı bugünlerde “sorun” olarak niteleniyor. Oysa kıdem tazminatı sorun değil temel bir işçi hakkıdır. Kıdem tazminatı 1936 tarihli 3008 sayılı İş Kanunu ile kabul edilen 77 yıllık bir işçi hakkıdır. 3008 sayılı İş Kanunu 5 yıl çalışan işçiye 15 günlük kıdem tazminatı ödenmesini öngörüyordu. Yasanın 13. maddesi şu hükmü içeriyordu: “Bütün işçiler hakkındaki fesihlerde, beş seneden fazla olan her tam iş senesi için ayrıca 15 gün tutarında tazminat dahi verilir.” 3008 sayılı kanun işçi tarafından fesihlerde de kıdem tazminatı ödenmesini öngörüyordu.

1950 yılında yapılan değişikliklerle kıdem tazminatı istenebilmesi belirli koşullara bağlanıp sınırlanmıştır. Ancak hak etme süresi 5 yıldan 3 yıla düşürülmüştür. 1971 tarih ve 1475 Sayılı İş Yasası ile kıdem tazminatına ilişkin sürenin iş sözleşmeleri ve toplu iş sözleşmeleri ile artırılabilmesi kabul edilmiştir. 1475 sayılı İş Yasasında 1975 yılında 1927 sayılı yasa ile yapılan değişiklikler ile üç yıllık hak etme süresi bir yıla indirilmiş ve 15 günlük kıdem tazminatı süresi de 30 güne çıkarılmıştır. Aynı yasal düzenleme ile kıdem tazminatı miktarının asgari ücretin 7,5 katı ile sınırlandırılması ön görülmüştür. Ancak bu hükmü Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Kıdem tazminatına ilişkin en önemli sınırlandırma 12 Eylül askeri darbesinden sonra gündeme gelmiştir.

12 Eylül 1980 askeri darbesinin hemen ardından 17.10.1980 tarihinde kıdem tazminatı asgari ücretin 7.5 katı ile sınırlandı ve bu hükme aykırı davrananlar için hapis ve para cezası getirildi. Böylece Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği kural darbe ile uygulamaya sokulmuştur. Ancak kıdem tazminatının asgari ücretin 7.5 katı ile sınırlandırılması da yeterli görülmemiş olacak ki, 1982 yılında kıdem tazminatı tavanının asgari ücretle bağı koparıldı. Kıdem tazminatı tavanı en yüksek devlet memurunun bir hizmet yılı için alacağı azami emeklilik ikramiyesi ile sınırlandırıldı.

4857 Sayılı İş Yasası ile kıdem tazminatı İş Yasası’nın sistematiğinin dışına çıkarıldı. 1475 sayılı eski İş Yasası’nın 14. madde dışındaki bütün hükümleri yürürlükten kaldırıldı. 14. madde 4857 sayılı yasanın geçici 6. madde ile korundu. Geçici 6. madde ile kıdem tazminatı için bir fon kurulacağı ve fon kuruluncaya kadar 1475/14. maddenin geçerli olacağı belirtildi.

 

KIDEM TAZMİNATINDA KİM NEYİ SAVUNUYOR?

İşverenlerin tutumu net. Onlar aslında kıdem tazminatını kaldırılmasını istiyor. Kıdem tazminatını işgücü piyasasını katılaştıran bir düzenleme olarak görüyorlar. Özellikle işsizlik sigortası uygulamasından sonra kıdem tazminatına ihtiyaç olmadığını ileri sürüyorlar. Ancak kıdem tazminatının doğrudan kaldırılmasının olanaksız olduğunu bildikleri için kıdem tazminatı “yükünün” azaltılması talebini öne çıkarıyorlar. TİSK, TOBB ve TÜSİAD’ın ortak talebi kıdem tazminatının 30 günden 15 güne indirilmesi. Kıdem tazminatı fonuna ancak işverenlerin primlerinin ciddi bir biçimde düşürülmesi durumunda sıcak bakıyorlar. İşverenlerin tutumu her durumda kıdem tazminatının yarı yarıya azaltılmasıdır.

Hükümet de kıdem tazminatının “katılık” yarattığını düşünüyor. Hatta Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, kıdem tazminatını işsizliğin sebebi olarak görüyor. Hükümetin tutumu kıdem tazminatı kurulması yönünde. İş yasasında ve hükümet programında bu konuda net bir hüküm ve hedef var. Hükümet kıdem tazminatı fonunun işveren üzerindeki yükü azaltacağını ve tasarrufları artıracağını iddia ediyor. Hükümetin bu fondan muradının özellikle inşaat piyasasının sübvanse edilmesi olduğu anlaşılıyor. Ev alana kıdem tazminatının belirli bir bölümünün ödenmesi formülleri bunun göstergesi.

Türk-İş ve DİSK mevcut kıdem tazminatı hakkını geriye götürecek her türlü düzenlemeye ve fona şiddetle karşı çıkıyor. Hatta Türk-İş 21. Genel Kurulu hiçbir yoruma yer bırakmayacak netlikte bir karar alarak, kıdem tazminatının fona devredilmesi, süresinin azaltılması, tasfiyesi ve zayıflatılması gibi sonuçlara yol açacak her türlü girişime karşı genel grevle karşı çıkılmasını oy birliği ile kabul etti.

 

KIDEM TAZMİNATI FONUNUN GEREKÇELERİ NELER?

En bilinen gerekçelerden biri şu: “İşverenler ödeme güçlüğüne düşüyor. Bu nedenle işçiler kıdem tazminatlarını alamıyor. Eğer fon olursa işçilerin mağduriyeti olmaz.” Bir başka gerekçe eğer fon kurulursa kıdem tazminatını hak etmenin ve almanın daha kolay olacağıdır. Özellikle de taşeron işçilerin daha kolay kıdem tazminatı alacağıdır.

Aslında bu sayılan gerekçeler kıdem tazminatını fona devretmek için ikna edici değil. Öncelikle yararlanma koşullarının kolaylaştırılmasının fon kurulması ile ilgisi yoktur. Bunun için yasal düzenleme yapılarak yararlanmanın kolaylaştırılması mümkündür. Taşeron işçilerin de rahatlıkla kıdem tazminatı alması isteniyorsa bir yıllık çalışma koşulu kaldırılabilir.

Fon yoluyla mağdur işçilerin mağduriyetlerinin giderileceği iddiası da inandırıcı değildir. Mesele devletin kanun hakimiyetini sağlaması ve kıdem tazminatını hile yoluyla ödemekten kaçınan işverenler hakkında gereğini yapmasıdır. Bunu yapmayıp çözümü fonda aramak çelişkidir. Çünkü bugün kıdem tazminatını ve diğer yasal yükümlülüklerini ödemekten kaçınanlar yarın fona prim ödemekten de kaçınacaktır. Böylece fon prim ödeyen işverenlerden ve devletten kaynak alıp prim ödemeyen işverenin borcunu ödemeye dönüşebilecektir.

 

NASIL BİR FON ÖNGÖRÜLÜYOR?

Bugüne değin çeşitli fon taslakları gündeme geldi. Şu anda kamuoyuna açıklanmış net bir taslak yok. Ancak kamuoyuna sızdırılan kimi taslaklar ve tartışma konusu olan bilgiler var. Dolayısıyla yapacağımız değerlendirme bu kısıtlar çerçevesinde olacak.

Fon modeli ile kıdem tazminatı sistemi baştan aşağı değiştiriliyor. Mevcut sistemde çalışana bir yıllık çalışması karşılığında 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödeniyor ve kıdem tazminatı işverenin bir yükümlülüğü durumunda. Çalışan (suçlu çıkarmalar hariç) işten çıkarıldığında, emekliliği hak ettiğinde, askere gittiğinde veya (kadın) evlendiğinde kıdem tazminatını alabiliyor. Kıdem tazminatı bu haliyle kısmi bir iş güvencesi mekanizması olarak da işlev görüyor.

Fon ile bu parametrelerin tümü değişiyor. Kıdem tazminatının aylık prim şeklinde işçi adına açılan bireysel hesaba yatırılması ve bu hesabın da özel emeklilik şirketleri tarafından işletilmesi öngörülüyor. Böylece kıdem tazminatının işten çıkarma ile bağı kopuyor. İşveren her ay prim ödüyor ancak işten çıkarma sırasında çalışana bir ödeme yapmıyor. Diğer bir ifadeyle kıdem tazminatı işten çıkarmada caydırıcı bir faktör olmaktan çıkıyor, iş güvencesi zayıflıyor. Basında yer alan bilgilere göre kıdem tazminatına erişim zorlaştırılıyor. İşten çıkarılana, askere gidene ve evlenen kadına kıdem tazminatı uygulaması kaldırılabilecek.

 

KIDEM TAZMİNATI FONUNUN SAKINCALARI NEDİR?

Fon kurulursa kıdem tazminatı doğrudan işveren tarafından ödenmeyecek. Bunun yerine işverenler fona prim ödeyecek ve kıdem tazminatını hak eden işçilere ödeme fon tarafından yapılacak. Böylece kıdem tazminatı iş ilişkisinin doğrudan bir parçası olmaktan çıkacaktır.

Öngörülen bireysel kıdem tazminatı hesabı modeliyle artık kıdem tazminatı için 30 gün ve benzeri bir gün garantisi olmayacak. Bunun yerine hesapta biriken para çekilecektir. Dolayısıyla kıdem tazminatının son ücretle bağı da kopmuş olacaktır. Bu bir tür kıdem tazminatının ticarileştirilmesi, piyasalaştırılmasıdır.

Öte yandan şimdiye kadar pek çok örneği görülen işverenlerin fona prim yatırmamaları, eksik yatırmaları ve zamanında yatırmamaları gibi nedenlerle fonun finansmanı ciddi biçimde sıkıntıya girer. Fon bir süre sonra kıdem tazminatı ödeyemez duruma gelir. Bu durumda kıdem tazminatı süresinin düşürülmesi gündeme gelir. Dahası fonlar siyasi iktidarların müdahalesine açık mekanizmalar olduğu için (Konut Edindirme Fonu, Zorunlu Tasarruf Fonu, İşsizlik Sigortası Fonu gibi) bir süre sonra kaynak sorunu yaşayabilir. Bu durumda fon öngörülen kıdem tazminatını ödeyemez duruma gelebilir.

 

FON NASIL FİNANSE EDİLECEK?

Üç cm çapında bir boru ile su akıtılan 8 cm çapında bir boru ile suyu boşaltılan bir havuz ne kadar zamanda dolar? Kuşkusuz bu havuz dolmaz. Ama fon havuzunun bu yöntemle doldurulması öngörülmektedir. Hazırlıklara göre aylık yüzde 3’ü aşmamak üzere işverenler tarafından fona prim kesilmesi öngörülüyor. Bu primler çalışan adına bireysel bir fona yatırılacak ve orada nemalandırılacak.

Çalışan işte bu prim ve nemalarını kıdem tazminatı olarak alacak. Ancak burada ciddi bir kandırmaca var. 30 günlük kıdem tazminatı şu anda işçinin brüt ücretinin yüzde 8.3’üne karşılık geliyor. Mevcut kıdem tazminatı maliyeti ortalama yüzde 8.3’tür. Bunun yerine yüzde 3 civarında bir işveren kesintisi öngörülmekte. Bu kıdem tazminatının yarı yarıya düşürülmesi ile eş anlamlıdır. Fondan ileride ödenecek kıdem tazminatları bugünün kıdem tazminatlarının yarısına düşecektir.

Yüzde 3’lük primle yüzde 8’lik kıdem tazminatı nasıl karşılanacak? Bu mümkün değildir. Bu durumda gelecekte fon 30 günlük kıdem tazminatını karşılamayacağı için kıdem tazminatının 15 güne düşürülmesi gündeme getirilecektir. Böylece fon kıdem tazminatının ortadan kaldırılması ve budanması yolunda bir ara aşama olacaktır. Fon için öngörülen primler ile işverenlerin 15 günlük kıdem tazminatı hedefi örtüşmektedir. Fon kıdem tazminatı budamak için bir Truva atıdır.

 

ASIL HEDEF KIDEM TAZMİNATININ KENDİSİDİR

Kıdem tazminatı konusunda ne yapılmak istendiğini anlamak için Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in söylediklerine dikkatli bakmak yeterlidir. “Bakan Şimşek, istihdam artışının önündeki en büyük engellerin kıdem tazminatı yükü ve esnek istihdama geçilememesi olduğunu söyledi. Türkiye’de kıdem tazminatının bu kadar yüksek ve ağır olması nedeniyle istihdamın artırılamadığını ifade eden Bakan Şimşek, Türkiye’nin esnek istihdam uygulamasına geçmeden istihdam artışı sağlayamayacağına dikkat çekti.” (Milliyet, 21 Nisan 2010)

Bakan Şimşek’in sözleri ile 61. Hükümet programındaki şu satırlar birleştirildiğinde ne yapılmak istendiği daha net ortaya çıkmaktadır. “İşgücü piyasamızın katılıklarının gidererek … işe girişi kolaylaştıracağız. (…) Ulusal istihdam stratejisi çerçevesinde işgücü piyasasının esnekleştirilmesini sağlayacağız.”

İşveren örgütlerinin son Çalışma Meclisi için hazırlanan raporda yer alan görüşleri de asıl meselenin kıdem tazminatını yarıya indirmek olduğunu ortaya koyuyor. Kıdem tazminatını bir yük, maliyet olarak olarak görüyorlar ve bu yüzden budamaya çalışıyorlar. Meselenin özü budur. İşçi haklarının son kalelerinden biri saldırı altındadır.