İşçileri bekleyen tehlikeler

İşçileri bekleyen tehlikeler

Hükümetin ve sermayenin hak gasplarına karşı çıkalım!

Ülkemizde hakim olan çalışma rejimi kölelik koşullarını aratmamaktadır. İşçiler temel haklarından yararlanamamakta, ağır bir sömürüye maruz kalmakta, işçilerin en ufak hak talebine dahi hoşgörüyle yaklaşılmamaktadır. Kayıt dışı çalışan işçiler toplam işgücünün yaklaşık yarısı olduğundan milyonlarca işçi zaten kuralsızlığa terk edilmiştir, kalan diğer yarısının çoğunluğu da sayılan sorunların büyük çoğunluğu yasalarda suç olmasına karşın benzer koşullarda çalışmaktadır. Ancak halen kamu işyerinde, sendikalı işyerlerinde, kamuoyunun ilgisi altındaki işyerlerinde görece kurallı ve düzenli çalışma mevcuttur. Şayet davalar açılması halinde davalar çok uzun da sürse işçiler belirli tazminatlar kazanabilmektedir. Dahası mevcut koşullar da aşırı kar hırsını söndürememekte, kar maksimizasyonu için yeni yöntemler geliştirilmekte ve işçi sınıfı üzerindeki artı-değer sömürüsü daha da katmerleştirilmektedir.

Ulusal İstihdam Stratejisi istihdam sağlar mı?

Yeni çalışma rejimi kamuoyuna Ulusal İstihdam Stratejisi olarak sunulmuştur. Bu temelde kıdem tazminatlarının kaldırılması sık sık gündeme getirilmekte ve kamuoyu buna hazırlanmaktadır. Kıdem tazminatını işçilerin çoğunun almamasının sorumlusu kendisi değilmiş ki bunu gerekçe göstererek kaldırmayı öne sürmektedir. Ancak kamuoyu baskısı üzerine ertelediğini öne sürse de daha farklı yöntemlerle bu uygulanacaktır.

Yasalara göre esas işte taşeronun çalışması yasaktır. Taşeron ancak uzmanlık gerektiren güvenlik, yemek gibi yan işlerde çalışabilir. Oysaki ülkemizde esas işte, örneğin bir ayakkabı firmasında ayakkabı üreten işçiler arasında çok sayıda taşeron işçi çalışmaktadır. Ancak bir dava açılması halinde burada çalışan taşeron işçiler ana firmanın elemanı sayılmaktadır. Yeni yasal düzenlemeyle esas işte taşeronun çalışması mümkün olacaktır. Bu sağlandığı takdirde bir işyerinde onlarca taşeron firma işçisi çalışabileceği için işçilerin örgütlenmesi yasal açıdan mümkün olmayacaktır.

Bir diğer yasal düzenleme ise kiralık işçi bürolarının geliştirilmesidir. Asıl işte taşeronun çalışmasına paralel şekilde kiralık işçi bürolarını kurulmasıyla işçiler kiralık işçi bürosuna kaydolacak, bu büroların işçisi olacak, maaşları, sigortaları bu bürolar tarafından ödenecek ve büro işçiyi hangi fabrikaya ne kadar süreliğine isterse gönderebilecek. Bunun sonucunda bir işçi bir fabrikada 3 ay, başka bir işyerinde 5 ay çalışabilecek. Düzenli, huzurlu bir yaşamı ve tanımlanmış bir işi olmayacak. Esnekliğin zirvesi olan bu uygulama ile işçilerin TİS imzalaması da imkansızlaşacaktır, çünkü aynı çatı altında onlarca bürodan gelen işçilerin o çatının sahibiyle hiçbir yasal bağı yoktur, TİS için o büroya kayıtlı işçilerin yarısı örgütlenmelidir ki genellikle küçük ofislerden ve işçilerin dosyalarından oluşan bu ofislerde kayıtlı binlerce işçinin dağıldığı yüzlerce firmayı bulup işçileri sendikalı yapmak mümkün değildir.

Hükümet bir yandan sermayeye yeni teşvikler sunarken, elektrik-su-arsadan sonra işçi sigortalarının bir kısmını da karşılayacağını, işyeri doktoru gibi uygulamaları kendisinin üstleneceğini vb belirterek halktan ve özellikle çalışanlardan topladığı vergileri sermaye kesimlerine aktarırken işçilere ise bölgesel asgari ücret uygulamasını reva görmektedir. Bölgesel asgari ücretle ülkede yaşam standartlarına göre bölgeler belirlenip her bölgede farklı asgari ücretler geçerli olacaktır. Örneğin İstanbul’da asgari ücret 700 TL ise Trakya’da 600 TL, Samsun’da 500 TL, Muş’ta 300 TL olacaktır. İstanbul’daki yaşam standardı ile Muş’taki aynı değildir diyerek İstanbul’da koşulları düzelteceğine Muş’takininkini azaltmak ise demagojide başarıdır.

4+4+4 eğitim sisteminin temel sebebi

Öğrenciler için staj yaşının 11’e indirilmesi, stajyer öğrencilere asgari ücretin üçte ikisi yerine üçte biri tutarında maaş verilmesi, meslek okullarının artık organize sanayi bölgelerinde açılacak olması ve öğrencilerin birkaç saat ders karşılığında onlarca saat fabrikalarda çalıştırılacak olunması, çalışırken bir malzemeye zarar vermeleri halinde ailelerinin sorumlu tutulması ve sigortalarının devletçe karşılanması çocuk emeği sömürüsünün de artacağını göstermektedir. Tam bu düzenlemenin yasalaşmasının ardından 4 artı 4 artı 4 eğitim sisteminin sunulması ve okula başlama yaşının geriye çekilmesi tam da 11 yaşında çocukların mesleki okullara gitmesine ve fabrikalarda çalışmasına neden olacaktır ve meseleyi yalnızca laiklik ekseninde tartışmanın yetersizliğine işaret etmektedir.

Yasalaşan çeşitli esnek çalışma yöntemleriyle düzenli çalışma hakkı da gasp edilmektedir. Evde çalışma, çağrı üzerine çalışma gibi çalışma biçimlerine yasal statü verilmektedir.

Kiralık işçi büroları ve asıl işte taşeronu serbest bıraktıktan sonra işyeri barajını % 50 olarak belirlemek TİS yapılmasın demektir.

Ancak bu yasalar ülkemizdeki toplumsal adalet ve bölüşüm sorununu daha da katmerleştirecektir. Bu yasalar çalışma barışını ve huzuru sağlayacak, üretimi geliştirecek önlemler değildir. Tam tersine sorunları derinleştiren, çelişkileri keskinleştiren adımlardır. Bu aşırı kar hırsından derhal vazgeçilmelidir.