Halil ÖZMEN’i anıyoruz

Sendikamızın Söke Temsilciliği görevini sürdürmekteyken, 22 Eylül 2010 tarihinde yaşamını yitiren Halil Özmen’i sevgi ve özlemle anıyoruz.

Yakalandığı hastalıktan kurtulamayan, son günlerine kadar inatla mücadelesini sürdüren Özmen, Söke’de kurulu VF Ege işletmesinin örgütlenme sürecinde büyük katkılar yapmıştı.

Uzun yıllara dayanan deneyimleriyle, bilgisiyle ve inançlı mücadelesiyle genç kuşak işçilere önderlik etti.

Özmen, 1960 yılında kurulan Türkiye İşçi Partisi’nin Söke’deki ilk örgütlenmesinde, tarım işçilerinin DİSK üyesi Devrimci Toprak İşçileri Sendikası’nda birleşmesinde büyük emek harcadı.

Söke Şubemiz, yöresel gelenekler çerçevesinde Halil Özmen için bir anma etkinliği düzenledi.

Halil Özmen’in vefatının ardından bianet.org’da çıkan yazıyı ve VF’nin örgütlenme sürecine dair kendisiyle yapılan röportaja yer veriyoruz.

Halil Özmen Aramızdan Ayrıldı

Sosyalizm ve işçi mücadelesinin Söke’deki öncüsü Halil Özmen sabaha karşı hayatını kaybetti. Bir süredir kanser tedavisi gören Özmen, doğduğu ve mücadeleye başladığı ilçede DİSK’e bağlı Tekstil sendikasının bölge yöneticisi olarak 68 yaşında aramızdan ayrıldı.

Söke – BİA Haber Merkezi
22 Eylül 2010, Çarşamba 10:34

http://bianet.org/bianet/toplum/124949-halil-ozmen-aramizdan-ayrildi

Doğma büyüme Sökeli olan Halil Özmen, 1960’ların Türkiye İşçi Partisi’nden (TİP) öldüğü güne kadar Söke’de sosyalizm ve emekçi mücadelesinin simgesiydi.

1960’larda Söke’de toprak işgallerinde ve devrimci hareketin örgütlenmesi için sürdürdüğü mücadele, onu 12 Mart 1971 askeri müdahalesinde cezaevine  götürdü.

Halil Özmen Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKP-C) davasında yargılandı ve 1974 Af yasasıyla serbest bırakıldıktan sonra yeniden Söke’ye dönerek tarım işçilerinin Devrimci Toprak İşçileri Sendikası’nda örgütlenmesi ve solun birliği ve dayanışması için mücadele verdi.

Halil Özmen’in çabaları Türkiye’yi kasıp kavuran sol içi çatışmanın Söke’de en az hasarla atlatılmasına katkıda bulundu. Söke’deki mücadelesi 12 Eylül darbesiyle kesilip doğduğu kenti terk etmek zorunda kalınca İstanbul’a yerleşti.

İstanbul’da solun bütün birlik süreçlerinde sessiz ama yapıcı bir rol oynadı. 2003’te Söke’ye geri döndü, 1000 işçinin kot pantolon fabrikasında sendikalaşmasını ve başarılı bir grevi örgütledikten sonra 2004’te DİSK’e bağlı, Tekstil Sendikası Ege Bölge Temsilcisi oldu. Hayatını kaybettiğinde bu görevini sürdürüyordu.

Ertuğrul Kürkçü’nün Lee grevinden sonra  Halil Özmen’le Siyasi Gazete için yaptığı söyleşiyi yeniden yayınlıyoruz….

* * *

İşçilere Güveneceksin, Kadınlara Daha Çok!..

Söke’de kurulu “Lee kot pantolon fabrikası” işçileri, dört ay süren dişe diş bir mücadelenin ardından DİSK’e bağlı Tekstil sendikasında örgütlendiler ve toplu sözleşme yetkisini kazandılar. Ertuğrul Kürkçü, örgütlenmenin sorumlusu Tekstil Sendikası Ege Bölge Temsilcisi Halil Özmen’le mücadelenin seyrini, umudu, inadı ve onuru konuştu.

Mücadelede hangi noktadasınız?

Çoğunluk tespiti yapıldı. Toplu sözleşme yetkisini elde ettik. İşverenin itiraz süresinin dolmasını bekliyoruz. Fabrikaya işçilerin meşru ve yasal temsilcisi olarak girdik. Tekstil bayrağı Lee işçilerinin elinde dalgalanıyor.

Nasıl başardınız?

Burada çalışanların kimilerinin anneleri babaları, bizi, 20 yıl önceki çalışmalarından, tarım işçileri direnişlerinden tanıyan ‘bunlar buraya girdiyse bırakmaz, söker alır’ diye düşünen insanlar. Kendi kızlarını çocuklarını akrabalarını bizle tanıştırdılar. Yeni işçiler sendikanın ne olduğunu bile bilmiyorlardı başlangıçta. Sendikanın niçin gerekli olduğunu anlatmaya çalıştık.

Lee Söktaş’tan ayrılırken bu fabrikaya geçen işçilerin çoğu dediler ki, “Söktaş’ta da TEKSİF var. O işçilerin hayatında ne değişiyor. Böyle sendikacılık yapacaksanız hiç bize uğramayın”. “Biz o sendika değiliz , DİSK’e bağlı sınıfı sendikasıyız,” diye kendimizi açıklamaya çalıştık.

Öte yandan işverenin korkunç bir baskısı vardı. Kadın işçi gece 11’de vardiyasını tamamlayıp ayrılacak, supervizorü, mesaiye kalacaksın diyormuş. “Annem merak eder,” falan boşuna, “hayır sizin Allahınız biziz,”diyorlarmış. Bunlar yüksek maaş alıyorlar. Hepsi de sendikayı önlemek için ellerinden geleni yaptılar hala da yapmaya devam ediyorlar. Bunun için siyasi partilerin yerel örgütleriyle işbirliği yapıyorlar.

Beyaz yakalılar nasıl davrandılar?

Beyaz yakalılardan destek görmedik..Hepsi işveren temsilcisi olarak davrandı. Ne yazık ki bunların içinde özel iki kişi var, karı koca. İşveren bunları sırf sendikayı çökertmek ve baltalamak için işe almış. Erkek 42 yaşında. Özel olarak görüştüm. Eski bir solcu, sendikacıymış. “Ben bu iş için para alıyorum Halil abi,” dedi. “Ya sen ya ben!”

Yerel siyasi partiler sendika örgütlenmesine nasıl yaklaşıyor?

İstisnasız bütün siyasi partiler sendikalaşmaya karşı çıktı. Partilerin bir bölümü DİSK olduğu için karşı çıkıyor ama, karşı çıkmaması beklenenler de patronun ters yönde açıklamalarına karşın. maliyetler yükselir, fabrikayı buradan taşırlar ve işyeri kapanır diye korkuyor. Eğer sendikayı desteklerlerse oy kaybederler sanıyorlar. Karşı propagandayla epey geciktirdiler. Belediye Başkanı, ve esnaf da karşı çıktı. Hep ticaret ve oy kaybı korkusuyla.

Sivil toplum kuruluşları sendikalar, önceleri ilgilenmediler. Sonradan Eğitim-Sen’in binasını kullanmaya başladık. Bize hepsi, “önceleri inanmıyorduk ve korkuyorduk,” diye itiraf da ettiler. Başarısızlıktan çok korkuyorlardı. Belli bir noktaya geldikten sonra destek gördük. Zarar verdiklerini söyleyemem ama fayda da görmedik açıkçası.

Havayı nasıl değiştirdiniz?

İşçiler 15-20 kişilik gruplar yaparak partileri dolaştılar. Dediler ki, “size ne oluyor, işten atılacaksak biz atılacağız.” Partiler işçilerin bu tavrı karşısında gerilediler. Arkadaşlarımız oradaki yerel MEGAM TV’ye ve radyoya çıktılar. Fabrikanın kapatılacağı havadislerinin yalan olduğunu duyurdular. Gazeteler gerçekleri yazdılar. Söke basınına müteşekkiriz. Yanıltılmış kamu oyunun aydınlatılmasında çok büyük bir görev yaptılar. Biz de onları bilgilendirmek için her zaman çok açık davrandık.

Örgütlenme nasıl gerçekleşti?

Başta iş bilen eğitilmiş hiç kadromuz yoktu. Yöredeki arkadaşların da yardımıyla işçilerle konuşarak, onları aydınlatarak başta 20’ye yakın işçiyi fabrikayı içeriden örgütlemenin gerekliliğine inandırdık. Kadın işçiler başlangıçta bağımsız davranamıyorlardı. Kimileri eşlerinden, kimileri babalarından annelerinden çekiniyordu. ‘Aman kocam duymasın, aman babam duymasın,’ diyenler az değildi. Çalışan kadının eve getirdiği gelirden yoksun kalma korkusu erkeklerin baskısını beraberinde getiriyordu. Ama, kızlarımız da bize ve mücadelenin gereğine inandılar. Bizim orada “ganyaşi” diye çiftçilerin baş belası bir bitki vardır. Kökleri toprağı sarar, yerinden traktörle bile sökmek neredeyse imkansızdır. Ama kızlarımız örgütlenme önündeki engelleri ganyaşiyi sökercesine söküp ortadan kaldırdılar. Çok büyük bir iş başardılar.

Motivasyonu asıl sağlayan neydi?

Onur! Onur mücadelesi için yola çıktık. Evet ekmek için de, ama önce onur için. İşçileri ayağa kaldıran esas haksızlık kendilerine insanca ve onurlu bir çalışma ortamı sunulmamasıydı. Sadece ücret değil, onurumuz için örgütlendik. Ücret konusu ikinci plandaydı.

Fabrikanın özelliği ne?

Lee fabrikasının bağlı oldu VF bir Amerikan şirketi. Dünya piyasasının yüzde 26’sını elde tutuyor. İşçi ücretleri maliyetin yüzde üçü. Malta ve Polonya’daki işletmelerde daha yüksek. Fabrikada 1000’e yakın işçi çalışıyor günde 13 bin adet pantolon üretiyor. 15 milyon dolarlık yatırım yapıldı . 500 yeni işçi alınacak. 6 markanın üretimini yapıyor.

Çalışanların çoğu genç, çoğu kadın. 18-25 yaşları arasında Hakim tespitiyle. toplam 984 işçi çalıştığını ve bunların 721’inin kadın olduğunu belirledik. 926’sı Söke’de diğerleri İzmir’de.

Uluslararası destek vardır. ETUC DİSK’e güvenmektedir. Söke özelinde 1000-1500 kişinin çalışacağı bir yer. Hepsi 10 yıllık işçi dahi asgari ücretle çalışıyor.

Çalışma Yasası’ndaki değişiklikler işçilere cesaret verdi mi?

19. Madde “sendikal nedenlerle işçi atılmaz” diyor. Bizim 7 işçimiz atıldı. Dört işçimiz Yenidoğan köylülerinin baskıyla geri alındı ama 3 işçimiz işten atılmış olarak kaldı. Uluslararası dayanışmayı harekete geçirdik. Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC) sekreterine bildirdik. Brüksel’deki patronla temasa geçildi. ILO şartları hatırlatıldı. Söke’deki kadın müdür Aslı hanıma da oradan gerekli uyarılar yapılmış olmalı ki, “özür dilerlerse işe alırım,” demek zorunda kaldı.

Üç yiğit işçimiz, ise “biz suç işlemedik, özür dilemiyoruz, sen 10 yıllık işçiyi bile verimsizlik gerekçesiyle işten attın bunun yalan olduğunu herkes biliyor. Mahkemede görüşeceğiz,” dediler. 10 Kasımda mahkeme işe iade kararı aldı. İşçiler arasında büyük sevinç yarattı. Başta bunun olabileceğine kimse inanmıyordu. “Evet böyle bir yasa olabilir ama, işverenler güçlüdür. Onların dediği olur” diye düşünen çoktu. Bu onlar için büyük moral oldu. İşveren bunu temyiz etti.

Uluslararası dayanışma önemli miydi?

Hem de çok. Çok başarılı bir dayanışma örgütlendi. Bu kadar olacağını ummuyordum. ETUC yöneticileri bizzat uğraştılar. Brüksel’deki DİSK temsilcisi Yücel Top her şeyi anında izledi.İnanılmaz bir hızla, yarım saat içinde Brüksel’den fabrikaya haber gelip gidiyordu. Uluslararası desteğin işçilere kazandırdığı morali kelimelerle tarif edemem. Teknoloji bize de çalıştı.

İşçilerin önünde sürdü bütün görüşmeler. Onlar yapılan telefon konuşmalarını dinlediler ve anında haberdar oldular bütün gelişmelerden. İşçilerin uluslar arası dayanışması çok somuttu. Mahkemenin işçileri işlerine iadesi kararı da elektronik postayla 15 dakika sonra işveren Noel’le görüşme masasındaki Genel Başkan Süleyman Çelebi’nin eline ulaştı. İşveren “bu ne hız,” diye şaşırınca Genel Başkanımız da “eee” demiş “küreselleşme diyordunuz, alın size küreselleşme.”

Başarınız bölgede nasıl bir etki doğurdu?

VF işçilerinin başarısı haberleri ve morali dalga dalga yayılıyor.Diğer fabrikalardan gelen işçiler DİSK’i burada da örgütleyelim diyorlar. Başarının iklimi değiştireceğini baştan beri bilen işçiler bizimle dayanışma gösterdiler tek tek. 4-5 bin işçi tekstilde var. Toplam 20 bin dolayında işçi örgütlenmeyi bekliyor. Başarı Teskstil’e de dinamizm getirdi. Genel Başkan Süleyman Çelebi özel önem verdi, mücadelenin her aşamasında yanımızda oldu. İşverenin engelleme çabalarına karşın fabrikaya girdi, işçilere moral verdi.

Örgütlenmeye başlarken geçmiş kazanımların öneminden söz ettiniz?

Serçin köyünde tanıdığım muhtarlık yapmış bir arkadaşım vardı. Onunla 1960’ların toprak mücadelelerinden tanışırız. 80’lerde onun kızı ile sosyalist mücadelede beraberdik. Şimdi de onun kızıyla sendikada birlikte mücadele ediyoruz. İşçiler soruyorlarmış, “bu adam kim, şimdi bizi satmasın bir şey yapmasın.” O da diyormuş ki, “bu adam dedemle mücadelede birlikteydi, babamla annemle birlikteydi, şimdide bizimle birlikte.” Geçmiş mücadelelerin mirası hep bizimle oldu, yolumuzu açtı, o mirasımız olmasa işin ucunu yakalamak çok çok zor olabilirdi.

Sendikalaşma ve direniş yerel seçimleri nasıl etkileyecek?

Partiler sendikayı desteklerlerse oy kaybedeceklerinden kokuyorlardı. Korktukları başlarına gelecek, ama desteklemedikleri için. Aileleriyle birlikte en az 4 bin kişi parlamentodaki partilere de dışındakilere de oy vermeyecek. Belediye Başkanı’nı kesin seçmeyecekler, en çok o karşı çıktığı için. Burada emekten yana bağımsız bir adayın seçimi alma şansı var. Ama ötekilerin yok.

En önemli dersler hangileri?

Bu örgütlenme mücadelesinden şu sonuçları çıkardım:

Bir, işçilere güveneceksin ve onlar da kendilerine güvenecek. DİSK önemliydi, uluslar arası destek çok önemliydi, ama en önemlisi sımsıkı inançlı ilk 20 kişi ve onların çevrelerine yaydıkları inançtı. İşçiler kendilerine ve onur, özgürlük ve ekmek mücadelesine inandılar ve başardılar.

İkincisi, kadınlara daha çok güveneceksin. Örgütlenenlerin sayısı fabrikada 200’e vardığında daha bir tek erkek üyemiz yoktu. Kadınlar korkuyorlar, ama korkularını yendiklerinde gözleri ışıl ışıl parlıyor ve ondan sonra geriye bir tek adım atmıyorlar. Erkekler ise, korkularını gizliyorlar, korkmuyormuş gibi yapıyorlar. Ondan sonra da olmayacak yerde açık veriyorlar. Bu örgütlenme sürecinde kadınların mücadeledeki değerinden daha çok emin oldum.