Ana Sayfa Haberler DİSK Tekstil Görüş: Sendikalar yolsuzlukla anılmamalıdır

DİSK Tekstil Görüş: Sendikalar yolsuzlukla anılmamalıdır

Sendikalar, işçilerin haklarını koruma ve kollama örgütleri olarak işçilerce kurulmuş, uzun ve sert mücadeleler sonucunda yasalaşarak işverenlerle ve hükümetlerle toplu sözleşme imzalama yetkisine kavuşmuştur. Ancak ülkemizde işçilerin sendikal örgütlenmeye en çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde sendikaların yaşadığı güçsüzlüğünün ve güven sorununun somut sebepleri dikkate alınmalıdır. İşçilerin sendikalara güvensizlik duymasının ne yazık ki haklı sebepleri vardır. Sendikacılık kimilerince mücadeleci bir yaşam biçimi olarak değil, bir rant kapısı olarak değerlendirilmekte ve işçinin hakkını korumak amacıyla işçinin ücretinden kesilen aidatı üzerinden saltanat sürülmektedir.

Bu öyle bir hal almıştır ki basında sendikalarla ilgili çıkan haber ve yorumlarda sendikacıların işçi sınıfının can alıcı sorunlarına dair eleştiri, öneri ve mücadele programları yerine yolsuzluk haberlerine daha çok yer verilmektedir. Bunun son örneğini 10 Aralık tarihli Vatan Gazetesinde yayınlanan Hak İş’e bağlı Hizmet İş Sendikasında işçilerden toplanan aidatların sendikacıların kişisel hesaplarına aktarıldığının tespit edilmesinde görmekteyiz. Bu rakamın 20 milyon lirayı bulabileceği belirtilmektedir. (Vatan Gazetesi, 10 Aralık 2013)

 

Yolsuzluktan utanmamak

Meselenin tedirgin edici boyutu ise bu haberlere insanların şaşırmaması, hatta kanıksaması olmuştur. Daha da kötüsü bu yolsuzlukların yapıldığı sendikalarda yönetimlerin istifa dahi etmemesi, hatta Hizmet İş’in başkanlığının yanı sıra Hak İş Konfederasyonu’nun başkanlığını da yapan Mahmut Arslan’ın tüm meseleyi iki muhasebeci çalışanın üstüne yıkan ve kendi sorumluluğunu yok sayan açıklamalar yapabilmesidir[1]. Artık utanmanın tedavülden kalktığı, bundan daha fazla kirlenmenin mümkün olmadığı bir noktaya gelmiş durumdayız.

Kısa bir araştırmayla benzeri haberlere ulaşmak mümkündür. Hak İş’e bağlı OLEYİS Sendikası Genel Başkanı Enver Öktem’in sendikaya ait 838 bin TL’yi şahsi hesabına geçirdiğine dair belgeler yayınlandı. (Aydınlık, 25 Eylül 2012) Yine Hak İş’e bağlı Öz İplik İş Gaziantep Şubesi Eski Başkanı Duran Güzelkaya da Evrensel Gazetesine yaptığı açıklamada sendika yöneticilerinin kişisel masraflarını sendikanın kasasından karşıladığını, sendikanın kasasından çekilen 100 bin TL’nin sahte faturalarla aklandığını iddia etmektedir. (Evrensel,  07.09.2011)

 

Türkiye sendikacılık hareketini bu şekilde kirletmeye kimsenin hakkı yoktur.

İşçinin alınterini sömürmeye, yolsuzluk içine batmaya ve tüm bunlara rağmen koltuklara yapışmaya, yüzsüzlük yapmaya izin verilmemelidir. Ne tesadüftür ki tüm bu yolsuzluklar ve ahlaksızlıklar iktidara yakın sendikalarda açığa çıkmaktadır. İktidara muhalif sendikalar yoğun bir denetim ve baskı altındayken iktidara yandaş sendikalarda her türlü yolsuzluğun açığa çıkması zaten tesadüf değildir, doğanın bir kanunudur. İktidarı eleştiremeyen, işçi sınıfının mevcut sınırlı haklarının gaspına ses çıkarmayan, hatta bu saldırılara ortak olan yandaş sendikacıların hiçbir çekince yaşamadan yolsuzluk yapmaları ve açığa çıkan örnekler karşısında sendikanın çalışanlarını suçlayabilmesi karşılıklı birbirini besleyen bir meseledir. İktidara yakın olana her şeyi yapmak serbest bırakılmış, yolsuzlukların önü açılmıştır. Bu pisliklere bulaşan sendikacıların da iktidara ses çıkarması, iktidarı eleştirmesi, hükümet ve işverenler karşısında bağımsız bir sendikacılık yapması, mücadele etmesi beklenemez.

Yaşam tarzının kul hakkını yememek üzerinden tanımladığını iddia edenlerin en çok kul hakkı yiyenler arasında olmaları söylenen tüm sözlerin nasıl bir ikiyüzlülük örneği olduğu açığa çıkmaktadır. Bu skandal açığa çıkmışken Hak İş ve Hizmet İş Başkanı Mahmut Arslan’ın kıdem tazminatının siyasi iktidarın yağmasına açılması anlamına gelen kıdem tazminatı fonuna açık destek verip işçileri ikna etmeye çalışmasının anlamı da anlaşılmaktadır[2].

 

Yandaşlığın ekonomi-politiği

Yandaş olmanın ekonomi-politiğinin açığa çıkmaya başladığı bu dönem aynı zamanda Gezi Direnişinin ardından sarsılan ve çöküşe geçen iktidar bloğunun kaderinden bağımsız olmayacaktır. Hükümetin sermaye örgütleriyle beraber çalışanların kalan son hakkı olan kıdem tazminatının kaldırılması veya siyasi iktidarın denetimindeki fona devredilmesi ile güvencesiz çalışmayı kural haline getirecek özel istihdam bürolarını yetkilendirme ve taşeron sistemini yaygınlaştırma planlarına ses çıkarmamanın, bunlara karşı mücadele etmemenin, hatta işçiler arasında kafa karışıklığı yaratarak sermayenin ekmeğine yağ sürmenin yalnızca siyasi bir yandaşlık olmadığı anlaşılmaktadır.

Türkiye sendikal hareketi onurlu bir geçmişe, mücadeleci bir birikime sahiptir. Türkiye sendikal hareketi, üzerine yığılan bu pisliklerden temizlenecek, ikiyüzlüleri teşhir edecek ve işçilerin temel hakları ve refahı için mücadelesini sürdürecektir. Gezi direnişi ve sendikalaşmaya yönelik artan talep bizlere umut olmaya devam etmektedir.

 



[1] HİZMET-İş ve Hak-İş Başkanı Mahmut Arslan, “2 muhasebe görevlisinin bu hileyi yaptıkları ortaya çıktı. Sendikamızın mali sekreterinin de onlara güvenerek tüm yetkilerini devrettiği için bu işin muhasebe hileleriyle sürdürdüğü anlaşıldı. Biz 3 ayda bir hesapları kontrol ederiz ama bu muhasebe oyunlarıyla öyle bir yapılmış ki, muhasebeci olmayan o hesaplardan hiçbir şey anlamaz” (Vatan Gazetesi, 10 Aralık 2013)

[2] HAK-İŞ Genel Başkanı: ‘Kıdem tazminatı fonu’ bizim yol haritamızı oluşturuyor, Bugün Gazetesi, 07.10.2013