DİSK: Sendikal haklarımız çiğnenemez!

Hükümet tarafından TBMM’ye sunulan “Toplu İş İlişkileri Kanunu Tasarısı”na ilişkin DİSK Yönetim Kurulu’nun yaptığı basın açıklaması.

DİSK Yönetim Kurulu’nun, “Toplu İş İlişkileri Kanunu” tasarısına ilişkin açıklaması:

SENDİKAL HAKLARIMIZ ÇİĞNENEMEZ,
DİSK ENGELLENEMEZ!

Bilindiği gibi, Türkiye’ deki toplu sözleşme düzeni ve sendikal özgürlükler alanını düzenleyen yeni bir yasanın ‘toplu iş ilişkileri yasa tasarısı’ adı altında bakanlar kurulunca TBMM’ ye gönderildiği açıklandı. Çalışma Bakanı bu yasa tasarısının ülkemizdeki yasaklı ve baskıcı sendikal düzeni sona erdireceğini iddia etti. Bu anlamda Türkiye’ nin toplumsal değişim ve demokrasi tarihi açısından, son derece önemli bir dönemeçte bulunuyoruz.

Özgürlükçü ve değişimci görünen; ancak aslında 12 Eylül’ün, yani darbecilerin karanlığını bugün iyice perçinlemek isteyen bir anlayış, ne yazık ki sendikal haklar alanında Türkiye’yi bir kaosun eşiğine getirmiştir. Emekçinin alınterine sahip çıkma hakkını ortadan kaldırmaya çalışan, işçileri patronların karşısında güçsüz ve örgütsüz kılan, onları güçsüz bırakmaya, boyun eğmeye mahkum etmek isteyen 12 Eylül ürünü baskıcı ve yasakçı sendikalar kanunu ile toplu sözleşme grev lokavt kanunu, temelde hiçbir değişiklik olmadan sahte bir özgürlükçü ambalajla sürdürülmeye çalışılıyor. Üstelik daha önce başarılamayan ve konfederasyonumuz DİSK’ in hedef alındığı uygulamalar da bugün istatistiksel oyunlarla gerçekleştirilmeye çalışılıyor.

Sendikal örgütlenme, toplu sözleşme, grev hakları ve özgürlüklerin çerçevesini çizen mevzuat ve hukuk çerçevesi, 1983 yılından beri işçilerin örgütlenmesini engelleyen ve giderek yoksullaşmasına yol açan bir işlev görmüştür.

Bu sonuçları doğuran 2821 ve 2822 sayılı yasalar, başta Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) sözleşmeleri olmak üzere, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalara aykırıdır ve bu aykırılık doğrudan ILO tarafından da her yıl üst üste teyit edilerek belgelenmiştir.

Bilindiği gibi evrensel sendikal hak ve özgürlükler; Örgütlenme Özgürlüğü, Toplu Sözleşme Hakkı ve Grev Hakkı olmak üzere üç temel unsur üzerinde yükselmektedir.

Bu üç temel unsur birbiriyle iç içe geçmekte ve birinin eksikliği diğerlerinin varlığını da ortadan kaldırmaktadır. Bu hak ve özgürlüklere uluslararası hukuk belgelerinde bütünlük içinde ve birbirinden koparılamaz biçimde yer verilmiştir.

Konfederasyonumuz DİSK yıllardır, kararlı bir şekilde, örgütlenme özgürlüğü, toplu sözleşme ve grev hakkına ilişkin hakların asgari düzeyini ILO sözleşmelerinin oluşturduğunu ve bunun Anayasa’nın da bir gereği olduğunu savunmuştur.

Türkiye’de yürürlükte bulunan 2821 ve 2822 sayılı yasalar ise özellikle;
Sendikaların kuruluş faaliyet ve örgütlenmelerine ilişkin düzenlemeleri,
Toplu sözleşme yetkisi için zorunlu koşul olarak öngörülen çifte baraj (işkolunda %10; işyerinde ve işletmede %50+1)
Uzun, karmaşık ve hakkın özünü ortadan kaldıran toplu sözleşme prosedürü,
Devletin sendikalara ve toplu iş sözleşmesi düzenine müdahalesi
Grev yasakları, engelleri ve ertelemelerine ilişkin hükümleri
ile ILO’ nun 87 ve 98 sayılı temel özgürlük sözleşmelerine aykırıdır ve bu düzenlemelerin ortadan kaldırılması zorunludur. Bu zorunluluk doğrudan ILO’ nun yetkili organlarınca da hemen her yıl gündeme getirilmekte ve değiştirilmesi için Türkiye’ ye çağrıda bulunulmaktadır.

Bakanlar Kurulu tarafından TBMM’ ye sevk edilen Kanun tasarısı da Türkiye’ nin yaşadığı gelişmeleri ve değişim ihtiyacını gözardı ederek yukarıda belirtilen tüm yasak ve engelleri olduğu gibi koruyan bir anlayışla düzenlenmiştir. Dün 12 Eylül cuntası ile olduğu gibi, bugün de AKP iktidarı ve işverenlerle kol kola girerek varolan konumunu korumak isteyen TÜRK-İŞ yönetiminin ve işveren örgütlerinin taleplerini karşılayacak şekilde hazırlandığı açık olan bu yasa tasarısı, hiçbir biçimde sendikal hak ve özgürlükleri geliştirecek bir içeriğe sahip değildir.

Bu toplu iş ilişkileri yasa tasarısının TBMM’ ye sunulduğu şekliyle yasalaşması halinde 12 Eylül Askeri Cuntası tarafından çıkarılan 2821 ve 2822 sayılı yasaların bir benzeri olmaktan başka sonuç yaratması mümkün değildir.

Getirilen öneriler, sunulan gerekçeler, hazırlanan taslaklar, başta ILO’nun 87 ve 98 sayılı sözleşmeleri olmak üzere Avrupa Sosyal Şartı, BM Ekonomik, Sosyal Kültürel Haklar Sözleşmesi gibi birçok sözleşmeyle birlikte Anayasa’nın 90. Maddesine de aykırıdır. Bu sözleşmelerde belirtilen hükümlere aykırı olarak yapılmış hiçbir düzenleme, özgürlükçü bir nitelik taşımayacak ve işçi sınıfının hak ve özgürlükleri konusunda hiçbir yarar sağlamayacaktır.

Demokratikleşme adı altında yapılan Anayasa değişikliğine rağmen;
İşkolu, işletme ve işyeri barajlarını koruyan,
Yasaklarla dolu mevcut toplu sözleşme düzeninin korunmasında direnen,
Toplu sözleşme hakkını; tüm işçilerin kullanabileceği bir hak olarak tanımlamayan,
Yıllarca süren yetki uyuşmazlıklarına çözüm getirmeyen,
Genel grev, hak grevi dahil bütün grev engellerini ve yasaklarını, grev ertelemelerini ve zorunlu tahkimi koruyan,
Sendikalara ve toplu sözleşme düzenine devlet müdahelesini ve baskısını ortadan kaldırmayan,
Sendika üyeliğinin ve temsilciliğin güvencesini sağlamayan
bir yasa “reform” olarak nitelendirilemez.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, yaptığı açıklamalar ile işkolu barajının yüzde 10’dan yüzde 3’e indirilmesini büyük bir ilerleme ve reform olarak sunmaktadır. Oysa, aynı kanun tasarısında kimi işkollarının birleştirilerek 28’den 18’e indirilmesi karşısında, yüzde 3’lük işkolu barajının kimi işkollarında bugünkü yüzde10’dan daha büyük bir sayıya denk geldiğini gözlerden kaçırmaktadır. Yeni düzenlemeyi sendikal hakların kullanılmasını sağlayacak bir gelişme gibi göstermek açıkça gerçeklere aykırı bilgilerle kamuoyunu yanlış yönlendirmek anlamına gelmektedir.

Burada bir örnek vermek gerekirse;
En fazla işkolu birleşmesi, 14 numaralı ulaştırma ardiye ve depoculuk işkolundadır. Birleşen 5 işkolunda çalışan işçi sayısı Ekim 2011 SGK verilerine göre 791 bindir.

2009 verilerine göre ise yüzde 180 artış vardır. Yüzde 3 üzerinden hesap yaparsak, bu işkolunda barajı aşmak için 23 bin 730 üye gereklidir. Sendikaların birleşmediği ve üye sayılarını artırmadığı varsayılırsa, halen işkolu barajını aşmış 6 sendikadan yalnızca biri yüzde 3 barajını aşabilmektedir. 2009 istatistiğinde baraj aşmış beş sendika ise yetkisiz kalacaktır. İşte sembolik barajın, gerçek etkisi budur. Bu nedenle 5 yıllık geçiş süreci vererek, tepkiyi azaltmaya çalışmaktadırlar. Ancak bugün ikna olup sesini çıkarmayanlar için yarın çok geç olacaktır.

Hazırlanan bu kanun tasarısı ile Kıdem Tazminatı Fonu kurulması, Bölgesel Asgari Ücret Uygulanması ve Özel İstihdam Büroları eliyle işverenler için yaratılmak istenen “ucuz emek” cennetine, güvencesiz çalışma koşullarına zemin yaratacağı açıktır. Böylece hem çalışma ve geçinme koşulları işçiler aleyhine bozulmak, hem de işçilerin bu sürece karşı mücadele olanakları tümüyle ellerinden alınmak istenmektedir.

Bu kanun tasarısı, aynı zamanda, mücadele deneyimi ve geleneği ile güvencesiz çalışma koşullarına, işçi sınıfının kazanılmış haklarına kararlı bir şekilde sahip çıkan DİSK’e yönelik bir tehdit niteliğindedir.

DİSK’in yetkisiz kalacağından, kapanacağından bahsediyorlar. DİSK kimsenin icazeti ile kurulmadı. Tüm yasaklara, barajlara rağmen mücadele ediyor. DİSK kapanacak diyenler işçi sınıfının örgütlenme tarihinden habersizler. Sendikal mücadele tarihi yasalarla değil yasaklara karşı mücadele ile inşa edilmiştir. Sendikaların yetkisi örgütlü gücüdür. Örgütlü gücü barajlara sığdırmak isteyenler, o barajların altında kalacaktır. DİSK kapanmaz, DİSK, yeniden faaliyete geçtiği 1992 yılında olduğu gibi işçi sınıfının bağrında mücadele eden işçilerle yeniden ve yeniden doğar.

DİSK, ILO sözleşmelerine, Avrupa Sosyal Şartı’na ve ülkemiz sendikal hareketinin ihtiyaçlarına uymayan bu kanun tasarısına karşı, siyasi iktidarı, Anayasa’nın 90. Maddesine uygun hareket etmeye, hükümet olarak yükümlülüklerini yerine getirmeye; Üçlü Danışma Kurulu’nun diğer bileşenlerini de uluslararası sözleşmelerle belirlenmiş ve Anayasa ile güvence altına alınmış haklarımıza saygı göstermeye ve 12 Eylül yasaklarına karşı çıkmaya davet etmektedir.