DİSK; Mücadeleyi yükselteceğiz!

DİSK Genişletilmiş Başkanlar Kurulu toplandı. İki gün süren toplantının sonuç bildirgesi yayınlandı.

DİSK Genişletilmiş Başkanlar Kurulu 7-8 Aralık 2012 tarihlerinde Bolu Koru Motel’de toplandı.

İki gün süren toplantının açış konuşmasını yapan DİSK Genel Başkanı Erol Ekici, ABD’nin Ortadoğu siyasetiyle örtüşen AKP eliyle “Ilımlı İslam” ideolojik harcıyla tutturulmuş bir taşeron cumhuriyeti haline getirilen Türkiye’nin adı konulmamış “yeni paylaşım savaşı”nda emperyalizmin cephe ülkesi olarak konumlandırıldığını söyledi.
AKP’nin, ucuz işgücüne dayalı büyüme modelinin devamını sağlamak için oluşturulmuş orta vadeli ekonomik planına ve yoğun emek sömürüsüne yol açan kayıtdışı, kuralsız, güvencesiz çalışma, taşeron çalıştırma, diğer esnek çalışma biçimlerinin yaygınlaştırılması gibi emek karşıtı politikalarını uygulamak için, baskı politikalarını daha da artıracağına hiç kuşku olmadığını söyleyen Erol Ekici “AKP iktidarının ekonomik, sosyal ve siyasal programıyla belirlediği amaçlarına güçlü bir toplumsal muhalefet ve sendikal hareketin bulunduğu koşullarda ulaşması mümkün değildir.” dedi.
Böyle bir programın uygulanmasının ise, temel demokratik hakların ve özgürlüklerin sınırlanmasını gündeme getireceğini söyleyen Ekici, bu saldırıların önüne geçebilmenin tek yolunun toplumsal hak ve özgürlükler için örgütlü mücadelenin yükseltilmesi olduğuna vurgu yaptı.

Başkanlar Kurulu’na katılan Kocaeli Üniversitesi Ögretim Üyesi Doç. Dr. Aziz Çelik, Türkiye çalışma hayatındaki stratejik dönemleri aktararak, “Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu”nun, güvencesizliğe, ayrımcılığa, yasaklamalara dayalı yeni bir sendikal stratejiye tekabül ettiğini söyledi.

Toplantı oluşturulan komitelerin yaptığı çalışmalarda devam etti. İkinci gün komite raporları değerlendirildi ve sonuç bildirgesi hazırlandı.

DİSK Genişletilmiş Başkanlar Kurulu kararları:

AKP’NİN OTOKRATİK SİYASET ANLAYIŞINA VE YENİ SENDİKAL REJİME KARŞI MÜCADELEYİ YÜKSELTECEĞİZ!

  • Yoğun emek sömürüsüne yol açan kayıtdışı, kuralsız, güvencesiz, taşeron çalıştırma ve diğer esnek çalışma biçimlerinin yaygınlaştırılması için, baskı politikalarını daha da artıran siyasi iktidar, sınıf ve kitle sendikacılığını tamamen tasfiye ederek güdümlü sendikacılığın geliştirilmesini hedeflemektedir.
  • Emek karşıtı bu politikalara karşı işçi sınıfının umudunu taşıyan DİSK, önümüzdeki süreçte örgütlenme seferberliği düzenleyerek, tarihinden aldığı mücadele azmini geleceği taşıyacaktır.

ABD’nin başını çektiği emperyalist blok, batıda Fas, Moritanya, doğuda Orta Asya ve Moğolistan, kuzeyde Kafkasya ve Türkiye, güneyde Arap dünyasından Somali’ye kadar uzanan bir coğrafyada yer alan ülkelere yönelik siyasi, hukuki, bilgi/eğitim, ekonomi, sosyal ve güvenlik boyutlarını içeren kapsamlı bir “islam coğrafyası” dönüşüm stratejisini Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) adıyla sürdürmekte ve bu alanlarda uzun vadeli ekonomik/politik bir coğrafi değişimi hedeflemektedir.

Bir yandan hâkim olmayı planladığı yörelerdeki doğal kaynakları emniyete almak, diğer yandan IMF ve Dünya Bankası’nın desteğiyle ilgili ülkelerin ekonomilerini çokuluslu şirketlere açmayı hedefleyen emperyalistlerin bu projesini ekonomik düzeyde “neoliberalizm”, ideolojik düzeyde “ılımlı İslam” ve askeri olarak da “işgal” ile ifade etmek doğru olacaktır.

Yıllardan beri bölgede oynanan bu tehlikeli “oyunun” günümüzdeki kırılma noktası Suriye’dir. Zira Suriye’ye dönük bir askeri müdahale bölgesel bir savaşın da tetikleyicisi olacaktır. Ortadoğu bu şekilde iç savaşlarla, etnik ve dini boğazlaşmalarla kaosa sürüklenirken, Türkiye de bu kaosun parçası olarak büyük acılarla yüz yüze kalacaktır.

ABD’nin Ortadoğu politikalarıyla örtüşen bir siyaset çizgisi izleyen AKP eliyle, “Ilımlı İslam” ideolojik harcıyla tutturulmuş bir taşeron cumhuriyeti haline getirilen Türkiye, adı konulmamış “yeni paylaşım savaşı”nda emperyalizmin cephe ülkesi olarak konumlandırılmıştır.

Bu temel siyasi çizgide manevra alanını genişleten AKP, sendikaları ve meslek örgütlerini dışlayarak çalışma hayatını; üniversite bileşenlerini dışlayarak yüksek eğitimi; eğitimcileri ve aileleri dışlayarak temel eğitimi; şövenist anlayışla Kürtleri ve diğer kimlikleri dışlayarak ulusal/kimliksel sorunu; kadınları dışlayarak toplumsal hayatı; Alevileri ve azınlıkları dışlayarak tek mezhepli bir dini yapıyı; toplumsal kesimleri ve sınıfları dışlayarak yeni bir anayasayı; adaleti ve hukukçuları dışlayarak hukuksuzluğu; gazetecileri ve basın ilkelerini dışlayarak medyayı; sosyalliği, katılımcılığı, demokrasiyi dışlayarak otokratik bir devleti yeniden inşaa etmektedir.

Ülkemiz,

  • Sosyal dengesizliklerin giderek yaygınlaştığı,
  • Gelir uçurumunun artarak derinleştiği,
  • Etnik ve dinsel temelli ayrımların daha katı ve aşılmaz bir nitelik kazandığı,
  • Temel hak ve özgürlükler alanının gün geçtikçe daraldığı,
  • Kuvvetler ayrımının yargıyı ve yasamayı siyasal iktidarın güdümüne sokan dolaylı ya da doğrudan düzenlemelerle ortadan kaldırıldığı,
  • Tüm sistemin, “tek adam egemenliğine” dayalı bir diktatörlüğe dönüştüğü,
  • Demokratik bir yapının temel belirleyicisi olan örgütlenme hakkının ortadan kaldırıldığı,
  • Basit burjuva demokratik yasa yapma yöntemlerinin bile terk edilerek hukuk devleti niteliğinin yok edildiği,
  • Uluslararası alanda mezhepçiliğe dayalı yayılmacı bir anlayışla sonu belirsiz çatışmaların içine girildiği,
  • bir süreçten geçmektedir.

Devleti dönüştürerek gücünü ve etkinliğini artıran siyasi iktidarın, ucuz işgücüne dayalı büyüme modelinin devamını sağlamak için oluşturulmuş orta vadeli ekonomik planına ve yoğun emek sömürüsüne yol açan kayıtdışı, kuralsız, güvencesiz, taşeron çalıştırma ve diğer esnek çalışma biçimlerinin yaygınlaştırılması gibi emek karşıtı politikalarını uygulamak için, baskı politikalarını daha da artıracağına kuşku yoktur. Böyle bir programın uygulanması, temel demokratik hakların ve özgürlüklerin sınırlanmasını da gündeme getirecektir.

Bunlardan biri de, sendikaların ve emekçilerin tepkisi ve direnci nedeniyle geçici olarak uygulamaya sokamadığı, “Kıdem Tazminatı’nın kaldırılması, bölgesel asgari ücret, Özel İstihdam Büroları’nın mesleki faaliyet olarak ödünç iş ilişkisi kurması (işçi kiralama)” vb. düzenlemelerdir. Bunun en somut örneği kendisini bir hükümet programı olarak Ulusal İstihdam Stratejisi Belgesi’nde göstermektedir. Bu belge ve çıkartılmak istenen sendikal yasalar, işçi sınıfının, tarihin en kapsamlı saldırısıyla karşı karşıya olduğunu da göstermektedir. AKP iktidarı bunları gerçekleştirmeye çalışırken diğer taraftan da, 12 Eylül ürünü, yasakçı ve tekelci sendikal anlayışı dayatmaktadır.

Bir sosyal sınıfın başka bir sosyal sınıf üzerindeki hakimiyetini tesis etmeyi amaçlayan, sınıf ve kitle sendikacılığının tamamen tasfiye edilerek güdümlü sendikacılığın geliştirilmesini hedefleyen, hükümet, işveren ve yandaş sendikalarla işbirliği içinde çıkartılan “Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu” bu stratejinin temel taşlarından biridir. Bu yasanın çıkartılması, güvencesizliğe, ayrımcılığa ve yasaklamalara dayalı yeni bir sendikal stratejiye tekabül etmekte ve “geleneksel” sendikal mücadele döneminin kapandığını, mücadeleci, aktif, militan yeni bir sendikal mücadele döneminin başlatılması gerektiğini de göstermektedir.

AKP iktidarının ekonomik, sosyal ve siyasal programıyla belirlediği amaçlarına ancak güçlü bir toplumsal muhalefet ve sendikal hareketin bulunduğu koşullarda ulaşması mümkün değildir.

Gerek iç gerek dış politika alanında ülkemizin bugün temel ihtiyacı, en geniş halk kitleleri ve çalışanların çıkarlarını gözeten, demokratik, sosyal hak ve özgürlükler ile insan haklarının geliştirilmesini toplumsal bir değişim programı olarak öneren bir yaklaşımın ortaya çıkarılmasıdır. İnsanlığın son 200 yıllık tarihinin açıkça ortaya koyduğu gibi böyle bir toplumsal değişim, ancak işçi sınıfının ekonomik, sosyal, demokratik taleplerini dile getiren bir hareketle sağlanabilir.

Bu nedenle, bu saldırıların önüne geçebilmenin yolu toplumsal hak ve özgürlükler için örgütlü mücadelenin yeni yöntemleri ve olanaklarının inşaa edilmesinden geçmektedir.

Tarihin en büyük ve kapsamlı saldırısı ile karşı karşıya olduğumuz bu süreçte, işçi sınıfının mücadelesini sınıf ve kitle sendikacılığı anlayışıyla kucaklayan DİSK, tüm saldırıları boşa çıkaracak adımları kararlı bir şekilde atmaya devam edecek; taşeronlaştırmaya karşı, çalışanları açlığa ve yoksulluğa mahkum eden asgari ücretin antidemokratik kurullarla belirlenmesine karşı, savaş ve yoksulluk bütçesine karşı etkin mücadele yöntemlerini hayata geçirecek, içinde yaşadığımız dönemin özelliklerine göre gerekli mücadele araçlarını ortaya koyacaktır.

Emperyalizmin bölge taşeronluğunu üstlenen AKP’nin emek karşıtı bu politikalarına karşı işçi sınıfının umudunu omuzlarında taşıyan DİSK, önümüzdeki süreçte örgütlenme seferberliği düzenleyerek, tarihinden aldığı mücadele azmini geleceğe taşıyacaktır!.