ÇALIŞAN YOKSULLAR! (Cem Kılıç, Milliyet Gazetesi, 05.01.2014)

Türkiye’de asgari ücret seviyesi düşük ve asgari ücretten çalışanların oranı toplam çalışanların neredeyse yarısı kadar. AB ülkeleri ile karşılaştırdığımızda Türkiye’nin asgari ücret bakımından iyi bir durumda olmadığını görüyoruz.

Asgari ücret (Net 846 TL) bu hafta belirlendi ve bu rakamın geçinmeye yetip yetmeyeceği, asgari ücretle ayın sonunun nasıl getirileceği tartışmaları yine başladı. Ayrıca asgari ücretin belirlenme biçimine yönelik itirazlar da yeniden gündeme geldi.
Asgari ücret, bir ülkenin çalışanlarına verdiği önemi ve belli ölçüde ülkenin refah seviyesini yansıtıyor. Bunun yanı sıra bu ücret sadece asgari ücretle çalışanlar açısından değil, diğer tüm çalışanlar için de anlam ifade ediyor.
Nitekim asgari ücret düzeyinin çok düşük olduğu bir ülkede asgari ücretin üzerinde aylık alanların da kendilerini güvende hissetmeleri mümkün değil. Çünkü işverenler milyonlarca genç işsiz arasından asgari ücretle çalışmayı kabul edecek yeni işçileri bulup, kıdemli çalışanlarını işten çıkarabilir. Tüm bu nedenlerle asgari ücretin düzeyi ülkedeki tüm çalışanları ilgilendirdiği gibi, ülkenin refah seviyesi ve çalışanlara verdiği değerin de bir göstergesi.

Pazarlıkta son durum
Asgari ücret pazarlığı sendikaların güçlü olduğu ülkelerde anlam buluyor. Etkili ve güçlü sendikacılık ise, çalışanların önemli bir bölümünün sendika çatısı altında toplanmasıyla mümkün. Sendikal hareketin yeterince güçlü olmadığı ülkelerin genelinde, ücret seviyelerinin düşük olduğunu görüyoruz.
Diğer yandan, sendikacılığın güçlü olduğu, ücretlerin çoğu kez sektörel veya mesleki olarak belirlendiği AlmanyaAvusturyaFinlandiyaDanimarka ve Norveç gibi ülkelerde asgari ücret uygulamasına ihtiyaç bile duyulmuyor. Ayrıca devlet bu ülkelerde ücret pazarlığında bir görev de üstlenmiyor. Çünkü bu ülkelerde sendikalar güçlü ve aynı zamanda siyasi ya da farklı nedenlerle uzlaşmaz tavır göstermeyip işverenler veya işveren sendikaları ile bir araya gelerek hem çalışanlara hakça ücret belirlenmesini, hem de istihdamın korunmasını sağlayabiliyorlar. Ücret adaleti sağlanınca işverenin işini devam ettirebilmesi için de maksimum özen gösteriliyor. Yani orta yol bulunabiliyor.
Bu nedenle asgari ücret uygulamasının varlığı aslında bizatihi endüstri ilişkilerinde tarafların etkin ve çözüm üretici olamadıklarının göstergesi. Türkiye’nin de içinde bulunduğu bu tip ülkelerde, asgari ücret sadece hukuki olarak düzenlenmiş ancak son sözü devlet ya da işveren söylüyor.

AB Ülkelerinin neredeyse tamamında asgari ücret seviyesinin ülkemize göre yüksek olduğunu görüyoruz. Sadece Bulgaristan ve Romanya’da asgari ücretin seviyesi bize göre düşük. Ancak hemen ifade edelim ki bu iki ülkede de halen sosyalist sistemin etkisi var ve birçok harcama kalemi vatandaşlar için ücretsiz. Su, elektrik, doğalgaz, ulaşım vb. konularda çalışanlar harcama yapmadıkları için, reel olarak ücret seviyeleri asgari ücretin üzerine çıkmış oluyor.

 AB ile karşılaştırınca
Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ile karşılaştırdığımızda Türkiye’nin asgari ücret bakımından iyi bir durumda olmadığını görüyoruz. Türkiye’de asgari ücret seviyesi düşük ve asgari ücretten çalışanların oranı toplam çalışanların neredeyse yarısı kadar. Yani her iki çalışandan birisi asgari ücretle çalışıyor. Bu da asgari ücretin seviyesinin Türkiye için doğrudan yoksulluk yarattığını gösteriyor. Bunun yanı sıra asgari ücretli çalışanların pek çoğu güvencesiz işlerde çalıştıkları için, yarın bu gelirlerini koruyabilecekleri bile şüpheli.

Avrupa ülkelerinde ücret nasıl belirleniyor? 

Türkiye’de asgari ücretin belirlenmesinde bu yıl yeni bir düzenlemeye geçildi ve 16 yaş ayrımı kalktı. AB ülkelerindeki asgari ücret belirleme yöntemlerine baktığımızda bu konunun aslında abartıldığı kadar olumlu bir gelişme olmadığını söyleyebiliriz. Asgari ücret kişinin ihtiyaçları üzerinden belirlendiği için belirli bir yaş grubunun altına farklı asgari ücret belirlenebilmesi mümkün. Pek çok AB ülkesinde de halen bu uygulamanın sürdüğünü görüyoruz.
Asgari ücret konusunda önemli olan asgari ücretin koruyucu bir düzenleme olarak algılanması gerektiğidir. Devletin bu koruma mekanizmasını mümkün olduğunca çalışan lehine çalıştırması gerekir. Bu nedenle, asgari ücret devletin işverenlere “bu ücretten adam çalıştır” şeklinde vermiş olduğu bir hak olmamalıdır. Asgari ücretin koruyucu fonksiyonu daima ön plana çıkarılmalıdır.
Avrupa Birliği ülkelerini incelediğimizde devletlerin asgari ücreti yoksulluğa karşı koruyucu bir mekanizma olarak dizayn ettiklerini ve genel olarak ücretlerin daha çok toplu şekilde sendikalar ve toplu iş sözleşmeleri ile belirlendiğini görüyoruz.
AB ülkelerinde asgari ücret sadece bir alt limit olarak algılanıyor. Bunun yanında çalışanlar adına ücret pazarlıkları sendikalar tarafından yapılıyor. Ayrıca pek çok AB ülkesinde toplu iş sözleşmelerinin kapsamı oldukça geniş. Mesleki veya sektörel olarak uygulanan toplu iş sözleşmeleri var. Dolayısıyla her sektörün aslında ücret seviyesi belli. Bu yüzden asgari ücret devletin merkezde yer aldığı bir yapı ile değil, işçi ve işveren sendikalarının belirlediği bir yapıda şekilleniyor.

Türkiye’de yükseliş var

Son ekonomik kriz Avrupa ülkelerindeki ücretler üzerinde olumsuz etki yarattı. Ücret artış oranları daha önce hiç olmadığı kadar düşüş yaşadı. İşte bu ortamda, Türkiye açısından sevindirici olanı, ücret artışlarının AB Ülkelerindeki artıştan daha yüksek çıkmış olması.
2009 yılının ilk çeyreği ile 2013 yılının ikinci çeyreği arasında
Euro değeri olarak” asgari ücretin nominal artış oranları açısından en yüksek artış Türkiye’de gerçekleşmiş. Bu dönemde Türkiye’de asgari ücret yüzde 24 oranında artış göstermiş. Aynı dönemde AB’de asgari ücret artış oranı ortalama olarak yüzde 11 düzeyinde gerçekleşmiş. Yani artış oranı açısından, son yıllarda yaşanan ekonomik krizin de etkisiyle, AB ülkelerinin genelinden daha iyi durumdayız.