Berlin Sanayi Politikası Toplantı Raporu

IndustriALL Avrupa Sanayi İşçileri Sendikası ile Avrupa Sendikalar Enstitüsü’nün (ETUI) ortaklaşa düzenlediği Sanayi Politikası Yaz Okulu 16-18 Eylül 2013 tarihlerinde Berlin’de gerçekleştirildi. Avrupa sendikasının sanayi politikası komitesi üyelerinin çoğunlukla yer aldığı toplantıda Avrupa örgütünün genel sekreteri Ulrich Eckelmann, sanayi politikası komite başkanı Tomas Nieber ile Enstitü’den hocalar sunumlarda bulundu. Toplantıya Türkiye’den DİSK Tekstil adına Emre Eren Korkmaz katıldı.

Toplantı süresince Avrupa Birliği’nin 2020 Sanayi Stratejisi esas olmak üzere kriz, enerji politikası ve işyerinde inovasyon (Yenilikçilik) üzerine sunumlar ve tartışmalar yapıldı. Toplantının son bölümünde ise “Daha fazla ve daha iyi sanayi istihdamı” başlığı altında bir sendika manifestosunun altyapısı üzerinde görüşler ifade edildi. Bu metnin Mayıs ayındaki Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde yayınlanması hedefleniyor.

Yeniden Sanayileşme

Toplantının en önemli sonucu şu şekilde özetlenebilir: Avrupa Birliği’nin sanayi politikasında köklü bir değişim sinyali verilmektedir. 5 yıl öncesine kadar Avrupa Birliği kendisini “bilgi toplumu” olarak tanımlayıp hizmet sektörünü ön plana çıkartırken AB 2020 Sanayi Stratejisi adlı belgede Avrupa’nın yeniden sanayileşmesi gerektiği fikri savunulmaktadır. Buna göre Avrupa’nın en büyük avantajı iyi eğitimli işgücü ve ileri teknolojidir. Bu nedenle uluslar arası alanda rekabetçi olabilmek için yeniden sanayileşmek hedeflenmelidir. AB’nin 2020 hedefi mevcut sanayi kapasitesini % 20 arttırmaktır. Ayrıca Avrupa’nın toplam GSYH’sinin % 3’ünü Ar-Ge’ye ayıracağını belirtmektedir. Bu kapsamda enerji politikası ve inovasyon (yenilikçilik) gibi sanayiyi destekleyici konular da ele alınmaktadır.

Sendikalar bu kararları desteklemektedir. Ancak mevcut neo-liberal politikalarda ve tasarruf paketlerinde ısrar ederek çalışanların temel haklarına, özellikle de mevcut toplusözleşme düzenine saldıran Avrupa Komisyonunu, Troykayı, AB Merkez Bankasını ve IMF’yi eleştirmekte ve bu politikalarla 2020 hedefine varılamayacağını savunmaktadırlar.

Avrupa Sendikasının 12 Talebi

Avrupa Sanayi İşçileri Sendikasının 12-13 Haziran 2013’de Brüksel’deki Yönetim Kurulu toplantısında “sürdürülebilir bir sanayi politikası için 12 talep” başlığıyla bir metin kabul ediliyor. Sendika kısa dönemli fırsatçı politikalar yerine uzun dönemli politikalar geliştirmek gerektiğini belirtmekte, piyasaların denetlenmesi ve düzenlenmesi için kamunun müdahalesinin şart olduğunu savunmakta, kontrol edilmeyen neo-liberal tasarruf paketlerinin Avrupa’nın en büyük krizine sebep olduğunu dile getirmektedir.

Buna göre talepler şöyle sıralanabilir:

  1. Sanayinin temel değeri işgücüdür. Etkili bir sanayi politikası işçilerin katılımı ve sosyal diyalog olmadan gerçekleşemez. İyi bir sanayi politikası yüksek kalite ve istikrarlı bir istihdam ile mümkündür. Bunun için işçinin mesleki eğitimine özel önem verilmelidir.
  2. İşyeri demokrasisi geliştirilmelidir. İş sağlığı ve güvenliği denetlenmeli ve geliştirilmelidir.
  3. Avrupa’da üretilen ürünler yüksek kaliteli ve çevre standartlarına uygun olmalıdır. Kaynaklar kısıtlıdır, ekolojik üretim yapılmalıdır.
  4. Hammadde ve ithal fosil ürünler, gaz ve petrol kısıtlıdır ve pahalıdır. İyi bir sanayi politikası için Avrupa Enerji Politikası da olmalıdır. Avrupa’nın çeşitli yenilenebilir kaynakları göz önüne alınmalı ve değerlendirilmelidir.
  5. Avrupa düzeyinde uyumlu bir vergi sistemi oluşturulmalıdır.
  6. Ar-Ge’ye ayrılan pay geliştirilmelidir.
  7. Toplumsal açıdan adil bir geçiş süreci ile yeniden sanayileşilmelidir. Endüstriyel değer yaratım zincirleri istihdam için şarttır. Sanayi yapıları korunmalı ve modernize edilmelidir.
  8. Genel politikaların dışında her sektöre özgü detaylı stratejiler çizilmelidir.
  9. KOBİ’ler desteklenmelidir. Finansal sektör reel ekonominin destekçisi konumuna geri dönmelidir.
  10. Kamu otoriteleri pazara müdahil olmalıdır.
  11. İşgücü hareketliliğine dair küresel bir yaklaşım sergilenmelidir.
  12. Avrupa’da ve küresel düzeyde adil bir rekabet için çaba gösterilmelidir.

Enerji Politikası

Toplantıda enerji politikası üzerine kapsamlı sunumlar ve tartışmalar yapıldı. Tasarruf paketlerinin hakim olduğu bir dönemde enerji politikasında sağlıklı bir dönüşümün mümkün olup olmayacağı sorgulandı. AB’nin kapsamlı bir iklim politikasının olmaması eleştirildi. Mevcut büyüme modeliyle uzun dönemde çevre ve iklim sorunlarına çözüm olunamayacağı savunuldu. Hatta Sanayi Devriminden bu yana devam eden üretim politikalarıyla gidilemeyeceği, sınırlı kaynakların tükeneceği belirtildi.

Buna alternatif olarak “yeşil büyüme” adı verilen eko-enerji, yenilenebilir enerji kaynakları gösterilmektedir. Ancak krizle beraber AB’nin temiz enerji alanındaki yatırımlarının 2012’de % 11 azaldığını, aynı dönemde temiz enerjiye yatırımları Çin’de % 20 artarken, ABD’de ise % 32 azaldığı belirtildi. AB’de en büyük düşüşler ise İspanya’da (%68) ve İtalya’da (%51) yaşandı. Bunun stratejiye aykırı olduğu dile getirildi. Mevcut politikalar takip edilirse 2050’de karbon salınımını % 80 azaltma hedefine varılamayacak ve ancak % 40’a varılacaktır.

Ayrıca sınırlı enerji kaynakları için paylaşım kavgasının yeniden arttığı, ABD-Kanada arası gaz hattının, Çin’in Afrika’daki yatırımlarının tehlikeli olacağı üzerinde duruldu.

Daha fazla büyüme ve daha az kaynak kullanma hedefinin AB içinde yalnızca Almanya, Lüksemburg, Hollanda gibi birkaç ülkede hayata geçtiği de vurgulandı. Sanayileşme hedefi olumluyken onunla beraber yenilenebilir enerji kaynakları için yatırım yapılması gerektiği ve bunun da ciddi bir istihdama sebep olacağı aktarıldı. AB’nin ihtiyaç duyduğu enerjinin % 55’ini ithal etmesinin riskleri anlatıldı.

Çözüm olarak tasarruf paketlerinden vazgeçilmesi, kamu-özel ortak yatırımlarının yapılması, düşük emek ücreti ve ucuz enerjiye dayalı stratejiye son verilmesi, AB genelinde bağlayıcı kararlar alınması gösterildi.

Avrupa’nın Krizden Çıkması için 2. Marshall Planı Önerisi

Almanya Sendikalar Birliği (DGB) öncülüğünde Avrupa Sendikalarının da benimsediği bir krizden çıkış planı savunulmaktadır. Buna 2. Dünya Savaşı sonrasında ABD’nin desteği ile Avrupa’nın yeniden kurulmasını ve toparlamasını sağlayan Marshall Planı’na atfen mevcut krizden çıkış için 2. Marshall Planı adı verilmektedir.

Buna göre tasarruf paketlerinden ve neo-liberal politikalardan vazgeçilmeli, dar-ulusal çıkarlara ve ulusal rekabete son verilmeli, tüm Avrupa’yı kapsayan bir politika izlenmelidir. Avrupa genelinde ortak bir fon kurulmalı ve tüm Avrupa’yı kapsayan sanayileşme ve altyapı yatırımları yapılmalıdır. Bu, uzun vadede istihdamı ve sürdürülebilirliği sağlayacaktır.

Bu politikaya sendikal hareket içinde de tepki gelmektedir. Özellikle Kuzey ülkeleri “bizim paramızı daha ne kadar Güneye pompalayacağız” demektedirler ancak Planı savunanlar Almanya ve Kuzey ülkeleri gibi krizden daha az etkilenen, sanayiye dayalı toplumların bu fedakarlığı yapmazsa ürettiklerini satacak Pazar bulamayacaklarını vurgulamaktadırlar. Üretilen sanayi ürünleri Güney ve diğer ülkelerde talep görmezse kriz dönüp bizi vuracak demektedirler.

AB liderlerinin ve son dönemde ekonomistlerin krizden çıkılmaya başlandığına dair olumlu söylemleri ise reddedilmektedir. Görece iyi rakamların sebebinin İspanya, İtalya, Yunanistan gibi ülkelerin çok derinlere düşmesinden kaynaklı olduğunu, halen işsizliğin çok yaygın olduğunu, Avrupa istihdam pazarının berbat bir halde olduğunu öne sürmektedirler. Ayrıca görece olumlu rakamların bir önceki çeyrek dilime göre kıyaslanarak bulunduğunu ancak olması gerekenin bir önceki yılın aynı çeyrek dilimiyle karşılaştırmak olduğunu ve bu durumda durgunluk olduğunun, bir iyileşme olmadığının görüldüğünü ifade etmekteler. Ayrıca 2005 düzeyinin oldukça gerisinde olunduğu da eklenmektedir. Bazı sektörlerin, örneğin çelik, cam ve kağıt oldukça kötü etkilendiğini, bunun bu ürünlerin makinelerini üretenleri de olumsuz etkilediği dile getirildi. Yine Alman otomobil sektörü Asya ve Amerika’ya ihracat yaptığı için krizden daha az etkilenirken, Avrupa pazarına odaklanan Fransız otomobil sektörü krizden ağır şekilde etkilendi. Bu farklılıklar dikkate alınmalıdır.

Bu politikalar sebebiyle Avrupa’da birçok ülkede kurulu, işleyen toplusözleşme süreçlerine müdahale edilmesine dair kaygılar paylaşılmakta, Portekiz, İtalya gibi ülkelerde ulusal sözleşmeler yerine bireysel-firma bazı sözleşmelerin dayatıldığı açıklanmaktadır.

Bu sebeple ayrıca sendikalar tarafından Avrupa Yurttaş İnisiyatifi oluşturularak etkin bir faaliyet planlaması yapılmasının önemi üzerinde duruldu. “Krizi nasıl durduracağız” sorusunun yetersiz olduğunu, ayrıca “zenginliği nasıl yaratacağız, 20 yıl sonra nereye gelmek istiyoruz” gibi soruların da sorulması gerektiği savunuldu. AB’de yalnızca 27 milyon işsiz sorunu yok, ayrıca çalıştığı halde geçinemeyenler var. Almanya’da 2.6 milyon kişi iki işte birden çalışıyor ve çok sayıda 65 yaşın üstündeki emekli de çalışmak zorunda kalıyor. Yani yoksulluk artıyor, buna da işaret edilmelidir.

İşyerinde İnovasyon

Toplantıda üzerinde durulan bir diğer konu da işyerinde inovasyon (yenilikçilik) konusuydu. Bu konuda işveren örgütünden ve akademiden iki yetkili EUWIN denilen AB çalışmasını aktardılar. Sanayileşmeyi hedefleyen AB’nin uluslar arası rekabeti açısından inovasyonun ve teknolojik üstünlüğün sürmesi üzerinde duruldu.

İnovasyon bireysel bir mesele olarak değil, işçinin de katılacağı, ekip ruhunun oluşacağı ortak çalışmanın sonucu olarak değerlendirilmektedir. İşyerinde olabildiğince az sayıda müdürün ve supervisor’un olduğu, işçinin de üretimi iyileştirmeye ve işyeri organizasyonunu geliştirmeye katkı sunacağı bu modelde inovasyon ile verimliliğin ve karlılığın artacağını, bununla beraber işçinin işyerinden memnuniyetinin gelişeceği ve her iki tarafın da kazanacağı ileri sürülmektedir. Bu doğrultuda örneğin Çin’e taşınmayı planlayan büyük bir Hollanda kimya firmasının işyerinin yeniden örgütlenmesi ve inovasyon sonucu karlılığını yükselttiği ve taşınmaktan vazgeçtiği gösterilmektedir.

Konuyla ilgili yapılan tartışmada ise güvencesiz koşullarda çalışan ve iş güvencesi olmayan işçilerle istikrarlı bir inovasyon yapılamayacağı, bu hedefe varılması için işyerinin demokratikleşmesi ve sendikal katılımın şart olduğu vurgulandı. Ayrıca inovasyon için mesleki eğitimin de şart olduğu ve bu yönde önlemler alınması teklif edildi. Ancak bunun işveren odaklı, insan kaynakları politikası odaklı bir yaklaşım olduğunu belirterek eleştirenler de oldu.

Manifesto

Toplantının son bölümünde Avrupa Sanayi İşçileri Sendikasının 2014 Mayıs’ta gerçekleşecek Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde yayınlanması planlanan Manifesto üzerine görüş alışverişi yapıldı. Bu toplantı karar merci olmadığı için öneriler belirtildi.

Buna göre Avrupa sendikalarının Avrupa Bütünleşmesi projesini desteklediği ve bunu Sosyal Avrupa doğrultusunda geliştirmek gerektiği vurgulandı. Daha fazla mesleki eğitime değinildi. İşçilerin işyerlerinde ve ülke yönetimlerinde daha fazla katılımcı olması ve sosyal politikaları savunması üzerinde duruldu. Enerji politikası ve Marshall Planı gibi krizden çıkışa dair işçi sendikalarının taleplerinin açıklanması teklif edildi. KOBİ’lerin desteklenmesi ve finans sektörünün kontrol edilmesi talep edildi.