Bangladeşli tekstil işçileri: Bir asgari ücret hikayesi – Red Marriott (sendika.org)

Bangladeş’te tekstil işçilerinin insanca yaşam için verdikleri sert ve kararlı mücadele sonucu kısmi haklar elde edilse de tekstil işçilerinin mücadeleleri sürüyor. Bangladeş’te sokakları dolduran işçiler haklarını talepe derken küresel düzeyde de üyesi olduğumuz IndustriALL’un ve çeşitli sivil toplum örgütlerinin Bangladeşli sendikalarla beraber düzenledikleri uluslararası kampanya Bangladeş devleti ile Bangladeş’te üretim yapan markalar nezdinde girişimlerde bulunmakta ve talepleri dile getirmektedirler. Sendika.org tarafından çevrilen yazıyı Türkiye’deki tekstil işçilerinin ilgiyle okuyacağını düşünüyoruz.

Bangladeş’te asgari ücret dairesi, uzun müzakerelerin ardından, tekstil işçilerinin ücretlerinde, yedi ücret kademesinde de uygulanacak yüzde 76’lık bir artışın yapıldığını duyurdu. Bu duyuru, bazıları tarafından derhal büyük bir zafer olarak selamlandı. Biz ise bu artışın işçilerin talep ettikleri sonuç olmadığını ve kazanımların uzun vadeli olamayacağını ayrıntılarıyla göstereceğiz.

Böylesi bir dönemde verilen asgari ücret artışı belirli koşulların bir sonucu olarak okunabilir. Geçtiğimiz yıl Bangladeş’te 1200’den fazla işçinin canına mal olan Tazreen yangını ve Rana Plaza’nın çöküşü yaşandı. Bu felaketler, uluslararası müşteriler, yerel tekstil patronları ve Bangladeş hükümeti üzerinde, tehdit altına giren küresel tüketici güvenini onarmak ve tekstil endüstrisini kesinlikle hak ederek kazandığı “sömürücü merdivenaltı imalathanesi” imajından kurtarmak adına sağlık, güvenlik ve ücretlere ilişkin somut reformlara başlamak yönünde bir baskı yarattı. ABD ve AB’deki müşteriler, emek örgütleri ve devletler baskılarını havuç ve sopa ile yapıyorlardı; altyapıyı güçlendirmek için yardım vaatlerine imtiyazlı ticari tarifeyi geri çekme tehdidi eşlik ediyordu. STK’lar ve sendikalar ise merdivenaltı imalathanesi koşullarına karşı kampanyalarını yoğunlaştırdılar ve konuya ilgisiz medyanın dikkatini çektiler.

Bangladeşli tedarikçiler, daha iyi çalışma koşulları sağlayabilecek rakip Asyalı üretici ülkelerle olan ticareti yitirmemenin derdinde. Hükümet ise ihracat gelirinin yüzde 75’ini ve GSMH’nın yüzde 15’ini sağlayan, ekonomisi açısından merkezi önemdeki tekstil endüstrisinin istikrarını ve büyümesini sağlamak istiyor. Ancak hükümetteki Halk İttifakı Partisi de 2014 yılı başındaki genel seçime hazırlanıyor ve (yüzde 85’i genç kadınlardan oluşan) 4 milyonluk tekstil işçisi kitlesinin oylarını ve tekstil patronlarının, güçlü endüstriyel lobinin desteğini aynı anda almayı denemek zorunda.

Tarihsel bağlam dahilinde, son ücret artışı (iyimser bakıldığında) kurumsal imajı ve tüketici güvenini güçlendirmek ve de istikrarı ve üretkenlik artışını (tabii ki Halk İttifakı Partisi’nin seçimden beklentilerini de) sağlamak adına tek seferlik bir taviz olarak değerlendiriliyor gibi görünüyor.

Ek gelire karşı ücret

Ücret artışını ayrıntısıyla ele aldığımızda, yüzde 76 artış oranının yapılması gerekenden oldukça uzak olduğunu görürüz. Aynı zamanda yüzlerce işçinin neden müzakereler sürerken grevi ve şiddetli protestoları sürdürdüklerini ve uzlaşmanın ardından da mücadelelerine devam ettiklerini anlarız. İşçiler açısından istenen “zafere” ulaşılmış değil.

İlk olarak, üzerinde uzlaşılan 5.300 Taka (67 $) tutarındaki aylık ücret, işçilerin talep ettiği ve “yaşama sınırı” olarak kabul edilebilecek ücretin alt sınırı olan 8.114 Taka’lık (103 $) ücret talebinin oldukça altında. Ücret uzlaşmasında yıllık yüzde 5’lik bir artıştan bahsediliyor ancak aşağıdaki grafikten de görüleceği üzere Bangladeş’te yıllık enflasyonda geçtiğimiz aylarda yüzde 7-12 artış ölçüldü;

 

Böylece mevcut uzlaşma, işçileri enflasyonun altında kalan bir yıllık orana hapsetme girişimi olarak görülebilir; bu da uzun vadede reel gelirin düşeceği anlamına geliyor.

Daha da kötüsü, 5.300 Taka’lık toplam ücret de, asgari ücretli işçiler açısından çeşitli parçalardan oluşuyor: 3.000 Taka net maaş, 1.280 Taka kira desteği, 320 Taka sağlık giderleri, 200 Taka ulaşım giderleri ve 500 Taka gıda yardımı (daha üst düzey işçiler için de oran neredeyse aynı). Ayrıca mesai ücretleri de 5.300 Taka üzerinden değil, (aylık gelirin tamamı yerine) net gelir olan 3.000 Taka üzerinden belirlenecek. Bu, müzakere sürecinde patronlar ile sendikanın üzerinde uzlaşamadığı başlıklardan biriyken dahası da oldu ve hükümet müzakere masasını yok sayarak patronlara, net gelirin, sendikayla üzerinde anlaşılan 3.200 Taka yerine 3.000 Taka olması kararını “bağışladı”. Çalışma Bakanı Rajiuddin Ahmed Raju bütün bunları zaten söylemişti:

“…Müzakere masası aylıkların arttırılmasına ilişkin hükümler de içeriyor; net 3.000 Taka’lık gelir üzerinden yüzde 5 artış hesaplanacak.” (The New Nation – 15 Kasım 2013)[1]

Yani 3.000 Taka’lık net gelir payı her yıl yüzde 5 artacak, ancak 5.300 Taka’nın 2.300 Taka’lık ek kısmının patronlar tarafından bugünkü seviyesinde sabitlenmesinin planlandığı ortaya çıkıyor, bu da ücretlerin bu kısmının enflasyon eliyle kısa sürede erimesi demek. Önümüzdeki yıl, bu hesabın yorumuna dair bir çatışmanın yaşanacağını şimdiden öngörebiliriz.

Şiddetlenen bir mücadele

Ücret uzlaşmasının duyurulduğu günden bugüne, başkent Dakka’nın çevresinde kümelenen büyük sanayi havzaları (Aşulya, Gazipur ve Savar), muazzam sayıda işçinin polisle ve paramiliter güvenlik güçleriyle girdikleri çatışmaların sürekli savaş alanı haline geldi. Sanayi havzalarına konuşlandırılanlar arasında Sınır Muhafızları’ndan üç bölük de var.

İşçilerin hiç kuşkusuz mekansal avantajı, sanayi havzalarının düzensiz ve plansız bir tarzda, bütünlüklü bir güvenlik planının ya da kamu düzeni sağlamanın uygulanmasına dönük hemen hiçbir stratejik düşünce içermeden kurulmuş olmasıdır. Binlerce işçiyle tıka basa dolu üst üste yığılmış yüzlerce fabrika, ufak rahatsızlıkların hızla bir işyerinden kitlesel dayanışma eylemlerine sıçramasına ve daha geniş protestoların uzun süreler devam etmesine olanak tanımaktadır. Bu durum güvenlik güçleri ve işverenler açısından asli bir sorun doğurur; normalde polisler kamusal kargaşaları bastırmak için basitçe belirli bir alanı temizlemek ya da o alanı giriş çıkışa kapatmak yolunu izlerler. Ancak bu, fabrikaların işlememesinin devam etmesi ve uzaması anlamına gelecektir – yabancı alıcılar tarafından talep edilen kısa sürede üretimin aksaması, her gün milyonlarca doların kaybedilmesi ve sanayi havzasının kapısına kilit vurulması demektir.

Bu yazı yazılırken huzursuzluk devam ediyordu; bu hafta Pazartesi günü (18 Kasım), polislerle girilen çatışmada, iki tekstil işçisi vurularak öldürüldü, bir kısmı kurşunla olmak üzere düzinelerce işçi yaralandı. İşçiler polisin ve özel harekatın gaz bombaları, kurşunları ve coplarına yolları keserek, ayaklanarak, yanan barikatlarla, tuğlalarla ve fabrika mülküne saldırarak karşılık verdi. Yüzlerce fabrika çalışmayı durdurdu ve işçilerin şu anda –önceki 8.114 Taka’dan fazlasını– 8.300 Taka talep ettikleri bildiriliyor.

Sendikalar

“Beklentilerimiz karşılandı. Şimdi işçilerin daha fazla kargaşaya sebep olmamalarını umuyorum” dedi altı üyeli müzakere masasındaki işçi temsilcilerinden Sirajul İslam Rony. […] “Fabrika sahiplerinin artık daha fazla ücret ödeyeceklerini gördüklerinde, işçilerin de anlayışlı olacaklarını ve üretkenliklerini arttıracağını umuyorum” diye ekledi Rony. (Daily Star – 15 Kasım 2013) [2]

Ücret müzakereleri aynı zamanda işçilerin çıkarlarının temsilcileri olarak sendikaların meşruiyetini sağlamak amacıyla da kullanıldı. Şu sıralar elliden fazla sendikaya ilişkin reformların bir parçası olarak bahşedilen tam sendikalaşma hakkı, sendikacıları tekstil işçilerinin çıkarlarının kendi kendilerini atamış temsilcileri olarak sunuyor. Ancak bu temsilcilerin büyük kısmı, pek az üyeye sahip küçük sol partilerin yandaşları ya da işyeri müzakerecileri olarak hiçbir deneyimi olmayan kişiler. Sendika liderlerinin çoğu hayatında hiç tekstil işçiliği yapmış değil, bunun yerine ya bir partinin kadrosu ya da STK’larla ilişkili akademisyenler, avukatlar vs. Bunlar kendilerine, işçilerin talepleriyle kapitalistlerin ve devletin talepleri arasında toplumsal barış ve birlik beraberlik adına arabuluculuk yapan tipik orta sınıf profesyoneller rolünü biçiyorlar. Bu tayfa, işçilerin emek gücünden bir ulus devlet ve ekonomi inşa etmek üzere faydalanma arayışında olan, işçilerin üzerindeki bütün sınıfların ekonomik kalkınma ve üretkenlik takıntısını da paylaşıyor. Bunlar sadece sınıfsal sömürü dahilinde kaçınılmaz olan sınıf çatışmasını hafifletmeyi ve imkansız da olsa, ücretli köleliğin yabancılaşmış emeğini “insanileştirmeyi” dert ediniyor. Aslında yabancılaşmanın daha modern ve üretici biçimlerini geliştirmenin peşindeler. Kendi arabuluculuk ve temsilcilik rollerinin meşruiyetinin sağlanmasını da bu modernleşmenin parçası olarak görüyorlar.

Ancak sendikalar ve patronlar arasındaki kavga, ya dar tabanlı bir sendika “liderliğinin” ihtiraslarının ya da bunların müzakeresinden çıkan ücret uzlaşmasının kabul edilmesine dönük bir mücadele. Aylardır süren müzakereler süresince, binlerce işçi kendilerinin örgütledikleri yasadışı grevler, gösteriler ve ayaklanmalarla 8.114 Taka’lık bir ücret talebinde bulunuyor. Ve bu mücadeleler, tekstil işçilerinin geçmişi 30 yılı aşan militan dayanışma kültürünün devamından başka bir şey değil.

“Ne kadar iyi niyetli olursa olsun sendikal temsili teşvik edenlerin işlevi, işçilerin öz-örgütlenme iradelerini baskı altına almak ve bu iradeyi, işçileri temsil edecek şu ya da bu kişi için verilecek yasal ve kutsanmış bir oy “hakkı”na indirgemek anlamına gelmektedir. Sendikalar, izin verildiği takdirde, işçilerin halihazırdaki güçlü birliğini ve işçilerin hem mecburi gizli örgütlenme yöntemlerini hem de paylaşılan militan kültürü kasıtlı biçimde parçalayacak, tek tek üyelerinin uyması zorunlu bürokratik prosedürler geliştireceklerdir. (Bkz. “Who can ride the garment tiger?” – libcom, Eylül 2013)[3]

İşçilerin süregiden mücadelesi, ücret uzlaşmasını tekstil patronlarının arzuladığının üzerine çıkaracak gibi görünüyor. Tekstil sektörünün genelindeki sınıf mücadelesinde olduğu gibi, bu türden militan bir direniş sendikaların varlığına bağımlı değildir ve işçilerin rahatça kabul ettikleri üzere kendi örgütlenmelerinin en fazla küçük bir parçasını oluşturacaktır [4]. Sendika liderleri işçileri sürekli şiddet kullanmamaları, kendilerini takip etmeleri, üretimi arttırmaları ve kendi faydalarına (vasat) bir anlaşma için sabırla beklemeleri için zorlamaktadır. İşçiler şimdiye kadar bu eyvallah etmediler ve kayda değer bir öz-özgütlülük gücü sergilemeye devam ettiler. Bu durum uzun süre daha sürecek ve gelişecek gibi görünüyor…

Notlar

1] http://thenewnationbd.com/news-details/nn/2087/rmg-wheels-start-rolling-thenewnation
2] http://www.thedailystar.net/beta2/news/5pc-annual-hike-offers-long-term-solution/
3] http://libcom.org/news/who-can-ride-garment-tiger-01102013
4] Bkz. “Who can ride the garment tiger?” makalesi, http://libcom.org/news/who-can-ride-garment-tiger-01102013.

[Libcom.org’taki İngilizce orijinalinden Sendika.org tarafından çevrilmiştir.]

Link: http://libcom.org/news/highs-lows-wage-rise-new-garment-minimum-wage-20112013