6356 sayılı Yasa’nın birinci yılı dolarken sendikaların krizi çözüldü mü? – Ergün İşeri/ sendika.org

Giderek ağırlaştırılan baraj sistemiyle tarihte sendikal hakları yasa ile kademeli kötüleştirme örneği olarak dünya tarihine de geçildi

2009 yılından bu yana sendikal alanda kriz tartışmaları dozu zaman zaman artan bir şekilde yaşanmaktaydı.

Aslına bakılırsa tartışmanın çok daha öncelerden başladığı  ancak dönemin sendikal yöneticilerinin pek gündemine giremediği de bilinmekteydi.

Neden 2009 yılı referans noktası oldu, bunu kısaca hatırlatmakta fayda var. 2009 yılında sendikaların üyelik işlemlerini, toplu iş sözleşmesi yetki süreçlerini derinden etkileyen bir değişiklik yapıldı.

Bir torba yasa içine konulan değişiklik ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı üyeliklerin durumu, toplu iş sözleşmesi yetkisinin belirlenmesinde çalışanların sayısı vs. gibi temel verilerin belirlenmesinde doğrudan SGK sistemi esas alınmaya başlandı.1

Buna göre 2009 istatistiğinde 5 milyon olan çalışan sayısı 8 milyonun üzerine çıktı. Ama asıl önemlisi, ayrıntısı daha önce yazdığım, değişen yasa hükümleri çerçevesinde yapılan işlemler sonucu 3 milyondan fazla görünen sendikalı işçi sayısı 1 milyon dolayına indi.

Yüzde 50’nin üzerindeki sendikalı işçi oranı bir anda yüzde 10’un altına indi ve dolayısıyla birkaçının dışındaki sendikalar yüzde 10 işkolu barajının altında kaldı.

Bu nedenle 2013 yılına kadar yasa değişiklikleri ile ve bir yıllık dönemler halinde istatistiklerin yayını ertelendi. Ertelemelerle sorun çözümlenemeyeceği anlaşıldığında oldukça tartışmalı bir süreç içinde 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Yasası 7 Kasım 2012 tarihinde yürürlüğe girdi.

Krizi çözme adına, DİSK’in ısrarlı itirazlarına rağmen, yüzde 10 işkolu barajı önce yüzde 1’den başlayan sonra yüzde 3’e çıkan bir işkolu barajı sistemi getirildi ve işkolu ve işyeri/işletme barajı yine korundu. Böylece sendika merkezlerini rahatsız eden baraj altı kalma krizine çözüm bulunmuş oldu!..

Savunulanın ne kadar çözüm olduğu, yaşamın içinde sınandı ve son bir yıl içinde yaşananlar bize krizin bu yöntemle de çözümlenmediğini bir kez daha gösterdi.

Yasa yeni adaletsizliklere yol açtı

6356 sayılı Yasanın işkolu barajıyla ilgili düzenlemeler sendikalar arasında ayrımcılığı beraberinde getirdi. Öncelikle Ekonomik ve Sosyal Konsey’de (ESK) yer alan konfederasyonlara üye sendikalar için ayrı üye olmayan bağımsız sendikalar için ayrı baraj sistemi getirildi.

ESK’da temsil edilen konfederasyon üyelerine kademeli (yüzde 1, yüzde 2 ve yüzde 3) geçiş sağlanırken diğerlerine doğrudan yüzde 3 barajı dayatıldı.

Daha önce toplu iş sözleşmesi imzalamış sendikalar ayrı, yeni kurulmuş veya çeşitli nedenlerle toplu iş  sözleşmesi imzalayamamış sendikalar ayrı tutuldu. Daha önce toplu sözleşmesi olanlara işkolu barajını aşmasa da bir dönem daha toplu sözleşme yetkisi sağlandı.

Barajının kendisinin tek başına ILO sözleşmelerine aykırı olması bir yana, bu yönlerden de aykırılık pekiştirildi. Giderek ağırlaştırılan baraj sistemiyle tarihte sendikal hakları yasa ile kademeli kötüleştirme örneği olarak dünya tarihine de geçildi.

İşkollarının birleştirilmesi ise başlı başına ayrı bir sorun haline geldi. En tipik örnek olarak Ocak 2009 istatistiğinde 580 bin işçinin çalıştığı dokuma işkolu ile 92 bin işçinin çalıştığı deri işkolunun birleştirilmesiyle yaşandı. Deri-İş sendikası eskiden işkolunda yetkili sendika iken yeni düzenlemeyle bu yetkiyi alması olanaksız hale geldi. İşkollarının birleşmesi bile bazı sendikaları dışlayan, yok sayan ve hatta yok etmeye yönelen bir sonuç oluşturdu.

Baraj sendikaların kabusu olmaya devam ediyor

Bir yıllık deneyim barajın yüzde 10’dan yüzde 1 veya 3’e indirilmesinin hiçbir iyileştirme sağlamadığını açık biçimde ortaya serdi.

Anlamakta güçlük çekenler için bir tablo ile açıklayabiliriz;

İstatistik dönemi

İşkolu barajını aşan sendika

Sendikalı işçi oranı (Yüzde)

Ocak 2009 (Yüzde 10)

52

58,98

Ocak 2013 (Yüzde 1)

43

9,12

Temmuz 2013 (Yüzde 1)

44

8,88

Tablo yasa değişikliğinden sonra sendikalı işçilerin ve işkolu barajı yüzde 1’e indirilmiş olmasına rağmen toplu iş sözleşmesi yapma yetkisine sahip sendikaların daha da azaldığı görüldü.

Eğer yüzde 3 barajı doğrudan uygulanmış olsaydı barajı sadece 23 sendika aşabilecekti. 4 işkolunda yetkili sendika kalmayacaktı. 8 işkolunda ise sadece tek sendikanın yetkisi kalacaktı.

Bu olasılık mevcut koşullarda gerçeğe dönüşme yolunda ilermektedir. Nedeni yeni üye kazanımları sağlansa bile ölüm, emeklilik, işkolu değişikliği, işsizlik ve istifalar nedeniyle meydana gelen erozyon bu kazanımları boşa çıkarmaktadır.

Çok detaya girmeden iki istatistiğin sonuçlarını karşılaştırmak bile durumu özetlemeye yeterli görünmektedir. Ocak 2013 istatistiğinde sendikalı işçilerin oranı yüzde 9,21 iken Temmuz 2013 istatistiğinde bu oran yüzde 8,88’e inmiştir.2

İstihdamdaki gelişmelere paralel olarak sendikalı işçi oranındaki erozyon daha da gelişme eğilimindedir.

Üyelikte sorunlar bitmiyor

6356 sayılı Yasa’da en fazla öne çıkarılan konu hiç  şüphesiz üyelikte ve üyelikten çekilmede noter şartının kaldırılmasıydı.

Üyelik ve üyelikten çekilmede e-devlet kapısının kullanımı, Yasa’nın yürürlük tarihinden bir yıl sonra uygulamaya konulmak üzere düzenlenmişti. Bu nedenle 7 Kasım 2013 tarihine kadar noter sistemine devam edilecekti.

Bu sistemin nasıl işleyeceği, sendika üyeliğinde ve üyelikten çekilmede işçilere ne kadar güvence sağladığı kafalarda soru işareti olarak durmaktadır. Bütün güvence “e-devlet şifresi”ndedir. Daha yasa yürürlüğe girdiği tarihten bu yana kimi işyerlerinde işçilerden şifrelerin istendiği duyulmaktadır.

İşçilerin sendikaya üye olmasını kolaylaştırdığı kadar işverenlerin işçinin sendika üyesi olup olmadığını denetlemesini de kolaylaştırmaktadır. Bu bir önyargı değildir, halen sürmekte olan bir işkolu barajına itiraz davasının bilirkişi raporunda da açık biçimde dile getirilmektedir.

Öte yandan işverenler de işçilerin bu kadar kolay yoldan sendikaya üye olmasından rahatsızlıklarını doğrudan veya dolaylı yollardan ifade etmektedir. Hatta uygulamanın ertelenmesi yönünde Bakanlığa baskı yapıldığı söylenmektedir.

E-devlet uygulamasının olumlu veya olumsuz yanlarının bulunduğu açıktır. İşçinin şifresini koruma konusundaki iradesi bu noktada öne çıkmaktadır.

Asıl sorun, işçinin sendika üyeliği üzerinde noter veya e-devlet kapısı yoluyla devlet gölgesi ve denetiminin olmasıdır. Başta ILO olmak üzere uluslararası sözleşmeler dikkate alındığında sendika üyeliği veya üyelikten çekilme tümüyle işçi ile sendika arasındaki bir hukuki ilişki olmalıdır.

İşçi doğrudan istediği sendikaya giderek veya internet üzerinden yapacağı bir başvuru ile sendikaya üye olabilmeli veya üyelikten çekilebilmelidir. Bunun ötesi açık biçimde sendika üyeliği özgürlüğünü ihlaldir.

Taşeron işçilerin üyelikleri yine hayal

Birçok işkolundaki (özellikle de sağlık, ulaştırma işkollarında) taşeron şirket işçilerinin birçok hakkının yanı sıra asıl çalıştıkları işkolundaki sendikalara üye olma hakkını da kısıtlamaktadır.

Alınan mahkeme kararları, karar süreçlerinin uzunluğunun da etkisiyle değişen şirketler, şirketlerin değişik faaliyet alanı bildirimleri ya da ihale konusunun değiştirilmesi gibi yeni hile yolları ile işçilerin çalıştıkları işkolundaki sendikalarına üyelik hakları elinden alınmaktadır.

İşçi aynı işte çalışıyor olsa bile yukarıda kısaca belirttiğim nedenlerle Bakanlık, mahkeme kararlarını uygulayamadığını açıklamaktadır.

Sonuç olarak taşeron işçiler çalıştıkları işkolunda özgür iradeleriyle seçtikleri sendikaya üye olmaktan, bu sendikanın temsiliyle toplu iş sözleşmesi yapma hakkından yararlanmaktan mahrum bırakılmaktadır.

Krize palyatif çözüm arayışları

Bir yılın ortaya çıkardığı tablo sendika yöneticilerinin endişelerini artırmaktadır. Özellikle işkolu barajı bu endişenin temel kaynağıdır. Bu nedenle, yüzde 3 barajında değişiklik Bakanlık ile müzakere konusu olmayı sürdürmektedir.

Öneriler, yüzde 1’in sürekli hale getirilmesi ve hatta daha aşağıya çekilmesi şeklinde gelişmektedir.

Diğer yandan e-devlet kapısından üyelik ve üyelikten çekilme bir taraftan sendikalarda henüz tam anlaşılamadığından diğer taraftan işverenlerin işyerlerinin bir gecede sendikalı olma endişesini tetiklediğinden sorgulanıyor.

Bu nedenle “e-devlet”in bir kez daha ertelenmesi, noter bedelinin düşürülmek suretiyle yeniden uygulamaya konulması gibi tartışmalarda yapılıyor.

Bütün bunların hepsi işçinin sendika üyeliğinde ve toplu iş sözleşmesi yetkisinin belirlenmesinde “devlet denetimi” olgusunu içselleştirdiği gözardı ediliyor. İşçinin özgür iradesine, seçme hakkına olanak yaratmaktan kimse söz etmiyor.

Her bir öneri, geçmiş hastalıkların kısmen iyileştirme, eldeki iktidarı koruma ve dolayısıyla gerek hükümetler, gerek işverenler ve gerekse sendika yöneticilerinin hegemonyasını pekiştirmeye odaklı olarak karşımıza çıkıyor.

İşçinin hakları ve özgürlükleri öne çıkamadığı için işçiler ile mevcut işleyiş/sistem arasındaki güvensizlik ortamı kırılamıyor. Bu aynı zamanda sendikaları güçlü bir sınıf örgütü olmaktan çıkardığı gibi, sermaye sınıfı açısından hegemonyanın sürdürülebilirliği yönünden yönetilebilir bir araca dönüştürüyor.

Toplu iş sözleşmesi için yetki sorun olmaktan çıkarılmalıdır

Sendika üyeliğinin diğer örgütlerden çok farklı olarak düzenlenmesindeki temel neden toplu iş sözleşmesi yetkisinin belirlenmesinde yaşanan sorunlardır.

Bu sorunu aşmak için başka bir hakkın ihlal edilmesi Türkiye’ye özgü bir durumdur. Bir işyerinde toplu iş sözleşmesine yetkili sendikanın nasıl belirleneceği sanıldığından kolaydır.

DİSK’in de neredeyse kuruluşundan bu yana savunduğu REFERANDUM en demokratik ve uygulaması en kolay yollardan birisidir.

Bunun pratik olmadığını iddia edenlere mevcut yasadaki “grev oylaması” maddesi ve henüz yeni yayınlanan yönetmeliğini okumalarını sağlık veririz.

Grev oylamasına olanak sağlayan bir mevzuat aynı zamanda yetkili sendikanın hangisi olduğunun belirlenmesini sağlayabilir.

Kaldı ki Türkiye’de 70’li yıllarda referandumun çok güzel örnekleri yaşanmış ve dönemin sonlarına doğru ortaya çıkan hukuki yorum sorunlarını aşmak amacıyla bu alanda bir yasa taslağı bile hazırlanmıştır.

Sendikaların yaşadığı kriz, en azından üyelikte ve toplu iş sözleşmesi yetkisinde işçilere özgürlük verilmesiyle bir ölçüde aşılacaktır.

Bu noktadan itibaren, işçi sınıfının işyeri örgütlenmesi, bu örgütlenmenin işleyişinden başlayarak her düzeyde “sendika” ve “sendikanın işlev ve işleyişi” tartışmaya açılmalıdır.

İşçi ile “sendika” arasındaki ayrımı ortadan kaldıracak, sendikayı bir “sınıf örgütü” olarak çalışma koşullarından yaşam koşullarının belirlenmesine varıncaya kadar her alanda etkin bir “mücadele” gücüne dönüştürecek yeni bir yapılanmaya olanak sağlanmalıdır.

Dipnotlar:

1 TBMM’de 18 Şubat 2009 tarihinde kabul edilen 5838 sayılı Yasa’nın 6. Maddesi ile 2822 sayılı Yasa’nın 12. Maddesinin 3. Fıkrasının sonuna şu paragraf eklendi;

“Bakanlık; yetkili sendikanın belirlenmesinde ve istatistiklerin düzenlenmesinde, kendisine gönderilen üyelik ve istifa bildirimleri ile Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılan işçi bildirimlerini esas alır.”

2 İşkollarında çalışan işçi ve sendikaların üye sayılarına ilişkin istatistiklere Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın web sayfasından ulaşılabilir. İlgili sayfanın adresihttp://www.csgb.gov.tr/csgbPortal/csgb.portal?page=uye