TBMM ÇÖZÜM YERİDİR; ASGARİ ÜCRETLE İŞE BAŞLAMALIDIR 

Türkiye’de son yıllarda ekonomi dengelerinin giderek bozulduğu, sanayi başta olmak üzere genel bir durgunluğun yaşandığı söylenmekteydi.

Araştırmaların ortaya koyduğu veriler, hepimizi büyük oranda kaygılandıracak boyutlara ulaşmıştı.

2014 yılında ekonomide büyüme hızı 2,9 ‘a gerilemiş, işsizlik en dar anlamıyla yüzde 11,2’e ulaşmış, cari açık 45,5 milyar dolara ve dış borç ise 402 milyar dolara çıkmıştı.

İktidarın 13 yıl boyunca en önemli savunusu olan “istikrar” yerini, sorunlu bir ekonomiye bırakmaya başlamıştı.

Dünya ekonomisine yön veren kuruluşların, Birleşmiş Milletler organlarının derlediği veriler ise genel anlamda bir durgunluğun yaşandığına ve Türkiye’nin de bundan etkileneceğine işaret etmekteydi.

Başta Suriye’deki iç savaş olmak üzere Türkiye’nin dış politikasındaki tartışmalı yaklaşım ve tavırlar da öncelikle dış ticareti ve dolayısıyla da üretimi ve istihdamı olumsuz yönde etkilemekteydi.

Bütün bu sorunların ortasında Türkiye, birçok yönüyle tartışmalı bir seçim dönemi yaşadı.

Tek başına Cumhurbaşkanı’nın seçim sürecindeki müdahale ve etkinlikleri bile seçimler üzerinde bir gölge oluşturmaya yetti. Yine seçim kampanyası süresince, bazıları ölümle sonuçlanan saldırılar derin üzüntü yarattı.

Seçim sonuçlarının değiştirileceğine, hile yoluna başvurulacağına yönelik endişeler, halkın sandıklara sahip çıkmasıyla büyük oranda giderildi.

Sonuçta 7 Haziran 2015 tarihinde yapılan milletvekili genel seçimi, 13 yıl devam eden tek parti iktidarına son verdi.

Bu seçim aynı zamanda Cumhurbaşkanı tarafından gündeme getirilmeye çalışılan “başkanlık sistemi” tartışmalarına da kapıyı kapattı.

Halkın tercihiyle ortaya çıkan tablo, zorunlu olarak hükümetin açık veya örtülü bir koalisyon ile kurulacağını göstermektedir.

Koalisyon hükümetleri için ön yargılı konuşmak doğru değildir.

Demokrasi ile yönetilen birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de geçmişte koalisyon hükümetleri görev yapmıştır.

Burada önemli olan, halen yaşamakta olduğumuz sorunlara yönelik kimin hangi çözüm ile geleceğidir.

Halkın önemli bir bölümünü yoksullaştıran politikaların yarattığı baskı ve sorunlar karşısında hükümetin bir an önce kurulması ve sorunlara çözüm bulunması yönünde büyük bir beklenti oluşmuştur.

Türkiye’de emekleri ile yaşamlarını sürdürmek zorunda olan işçiler, memurlar dar gelirli vatandaşlarımız yüzlerini güldürecek, en azından endişelerini giderecek bir hükümetin oluşmasını beklemektedir.

Bununla birlikte, başta asgari ücret olmak üzere birçok konuda seçim sürecinde verilen sözler, açıklanan seçim bildirgelerinin yaşama geçirilmesi için hükümetin kurulması da zorunlu değildir.

TBMM çözüm yeridir. Seçim sürecinde muhalefet partileri verdikleri sözleri yerine getirlemeli, zaman yitirmeden harekete geçmeli, gerekli değişiklikler için TBMM’yi işletmeli ve halkın vermiş olduğu desteği hızla icraata dönüştürmelidir.

Öte yandan 550 üyeden oluşan ve 4 farklı siyasi partinin temsil edildiği TBMM’den bir koalisyon çıkmaması, çıkarılmaması bütün partiler açından güven sarsıcı olacaktır.

Hangi partiler tarafından oluşturulursa oluşturulsun, öncelikle yapılması gereken, Türkiye’deki demokratik dengelerin ve kurumların yerli yerine oturtulmasıdır.

Demokratik bir düzenin olmazsa olmazları; kuvvetler ayrılığı, yargının bağımsızlığı, denetim ve açıklık halkın güven duygularını güçlendirecek bir biçimde sağlanmalıdır.

Demokratik kurum ve kuralların tam işletilemediği bir ortamda, hiçbir sorun gerçek anlamda çözüme kavuşmayacağı gibi, yeni olumsuzlukların da kapısını açmaya devam edecektir.