SEÇİM BİTTİ, ŞİMDİ SIRADA İCRAAT VAR!

7 Haziran milletvekili genel seçiminin ardından hepimizi etkileyen birçok olumsuz olay meydana gelmiştir. Yeniden başlayan çatışma ortamının neden olduğu ölümleri, yıkımları ekonomide çalkantılar izlemiştir.

Çeşitli nedenlerle Hükümetin kurulamamış olması, Anayasadaki kurallar gereğince yeni bir seçimi zorunlu kılmıştır. Bunda seçimin yenilenmesini isteyenlerin uyguladığı taktikler kadar muhalefet partilerinin toplumun beklentilerine yanıt verememiş olmasının da etkisinin olduğu düşünülebilir.

1 Kasım’da tekrarlanan seçimlerde iktidar partisi, kendi beklentilerinin bile üzerinde oy artışı sağlamış ve tek başına Hükümeti kurabilecek Meclis çoğunluğuna ulaşmıştır.

Seçimler artık bitmiş ve artık iktidarıyla muhalefetiyle Meclisteki partiler için icraat dönemi başlamıştır. Mecliste görev yapan bütün milletvekilleri ve üyesi oldukları partiler, halkın çözüm bekleyen sorunlarına karşı sorumludur.

Türkiye’nin önünde zorlu problemlerin bulunduğu açıktır; ekonomideki gelişmeler enflasyondan büyümeye, istihdamdan gelir dağılımına birçok sorunu kapımızın önüne koymuştur.

Ancak hepimiz için en önemli ve birinci öncelikli sorun, sürmekte olan çatışmaları sonuçlandırarak, ölümleri durdurmak, kısaca ülkemizde barışı tesis etmektir.

Suriye’deki iç savaş ülkemizi çok olumsuz etkilemiştir. Savaşın zaman zaman kimi terör olaylarıyla ülkemize kayması, endişelerimizi daha da artırmaktadır. Suriye’nin barışa kavuşması, ülkemizin de barış içinde yaşayabilmesi için gereklidir ve Türkiye artık dış politikasında tercihini “barış”tan yana yapmalıdır.

Uluslararası ekonomik gelişmelerle birlikte ele alındığında Türkiye ekonomisi ne yazık ki alarm zilleri çalmaktadır.

Türkiye’nin en önemli ihracat güçlerinden biri olan tekstil sektörü, kendi kaderine terk edilmiş, uluslararası tedarikçilerin taşeronluğuna mahkûm edilmiş ve tekstil işçisi sadece “ucuz işgücü” olarak değerlendirilmiştir.

Büyüme oranları gelişmekte olan bir ülke ekonomisi için çok düşüktür ve daha fazla düşme riski bulunmaktadır.

Enflasyondaki eğilim de toplumda “eski günler” korkularını tetiklemektedir. Kurlardaki değişikliklerle birlikte işçiler, dar gelirliler açısından hayat daha pahalı hale gelmektedir.

Artan fiyatlar karşısında küçük esnaftan işçilere çalışan kesimlerdeki gelirler erimekte ve satın alma güçleri düşmektedir. Bu nedenle, geniş bir toplum kesimi için ayakta kalabilmenin tek yolu olarak borçlanma kalmıştır.

Yetersiz ücretler ve artan borçlar işçi sınıfının dayanma gücünü hızla azaltmaktadır. Ekonominin canlandırılması ve büyüme için gerekli olan ise halkın satın alma gücünün artırılmasıdır.

Bunun yolu ise örgütlenme ve toplu iş sözleşmesinden yararlanma hakkının yaygınlaştırılması, işçilerin kendi ücretlerini belirleyebilmelerinin önünün açılmasıdır.

Asgari ücretin artırılmak istenmesi işçilerin alım gücünün açısından bir başlangıç olarak görülmelidir. Hükümetin bu gerçeği geç de olsa anlaması bile büyük başarıdır.

Özetle Türkiye’nin önünde çözüm bekleyen çok ciddi sorunlar vardır ve önümüzdeki 4 yıllık dönem bu anlamda, herkes için büyük bir sınav niteliğindedir.

İki seçim arasındaki oy dalgalanmaları, geçişleri Mecliste temsil edilen bütün partilere dikkate almaları gereken önemli bir mesaj niteliğindedir. Artık halkın daha fazla hatayı kaldıracak lüksü yoktur.

Hata yapan veya hatada ısrar edenlerin bir dahaki seçimlerde ayakta kalma şansları da olmayabilir. Bu nedenle siyasi partiler ve liderleri adımlarını daha dikkatli atmalıdır.

Taleplerimiz oldukça açıktır:

Bizler artık kutuplaşma değil, barış içinde yaşamak istiyoruz.

Adaletli bir ülkede, refah ve huzurla yaşayacağımız günlere ulaşmak istiyoruz.

Devletin vatandaşı tehdit ettiği değil, güler yüzle hizmet ettiği bir ülke istiyoruz.

Demokrasinin yaygınlaştırılmasını, yaşamımızın doğal bir parçasına dönüşmesini istiyoruz.

Bunları sağlamanın ise Meclis’te görev yapan tüm partilerin ortak sorumluluğu olduğuna inanıyoruz.

İşçi sınıfının örgütleri olarak bizler de bu partilerin her adımlarını takip edeceğiz.

Yaptıkları olumlu şeyleri alkışlayacak ama yanlışlarının karşısında durmaya da devam edeceğiz.

Bu, bizim üyelerimize ve örgütsüz bırakılmış tüm işçi sınıfına karşı sorumluluğumuzdur.