NE GÜZEL SENDİKACILIK

İşçiler, DİSK-TEKSTİL’i arıyor veya şubelere geliyor, biz örgütlenmek istiyoruz diyorlar.

Şube başkanları, örgütlenme elemanları başlıyorlar işçilerle görüşmeye.

İşçilere nasıl üye olacakları anlatıyorlar, üyelik işlemleri için yardımcı oluyorlar.

İnsanlar, sanki suç işliyorlarmış gibi, en demokratik haklarını gizli saklı kullanmak zorunda kalıyor.

Ardından bir süre sonra işveren işyerindeki örgütlenmeyi öğreniyor veya birileri ihbar ediyor.

İşverenler önce bu örgütlenmeyi önleyebilir miyiz diye bakıyorlar.

İşçinin örgütlenme isteğini kıramayacaklarını anlayınca hangi sendika diye soruyorlar.

DİSK olduğunu öğrenince hemen Türk-İş veya Hak-İş’e bağlı sendikaları devreye sokuyorlar.

Ya Öziplik-İş ya da TEKSİF işyerine çağrılıyor.

İşçilerin e-devlet şifreleri işten çıkarma tehdidi ile ellerinden alınıyor ve bu sendikalara üye kaydediliyor.

İki örnek olay var. Bunlardan ilki İzmir’de, YATSAN isminde bir firmada yaşandı.

İşçiler sendika üyesi olmak isteyince, işveren hemen duruma müdahale ediyor.

Öziplik-İş’in bir elemanı fabrikaya getiriliyor. Kendisine yer veriliyor, işçileri üye kaydet deniliyor.

Ama işçiler bu sendikaya da bu sendikacıya da tepki gösteriyor. Üye olmaktan kaçınıyor.

TEKSİF işyerinin kapısına bir araç getiriyor dışarıdan bağırıyorlar “sarı sendika, işverenin uşağı sendika istemiyoruz”.

İşçiler, bu karmaşa ortamında bizi arıyorlar, gelin bu sorunu çözün, biz DİSK-TEKSTİL’i istiyoruz diyorlar.

Gidip durumu görüşüyoruz. Üç sendikanın örgütlenme için birbirine girdiği bir yerde işçi mutlu olmaz. Sorun büyür, herkes zarar görür diyoruz.

Sandığı koyalım, işçi kendi sendikasını seçsin, herkes bu iradeye saygı göstersin diye öneri getiriyoruz.

Genel başkanlarıyla konuşup “kabul” diyorlar, üç sendika ve işveren bu öneriyi imzalıyor. Referandum günü belirleniyor. Ama bir gün sonra, işveren referandumu iptal ettim diyor. İşçi tepki gösteriyor ama iki sendikadan ses çıkmıyor.

Öziplik-İş hiç şansının kalmadığı görüp gidiyor. Daha önce sarı sendika istemiyoruz diye bağıran TEKSİF temsilcisi, bu kez işveren tarafından işyerine alınıyor. Yani yeni sarı sendika olarak işe başlıyor.

Hukuksuz bir şekilde işçilerin e-devlet şifrelerini alıyorlar. Müdürler, şefler, ustabaşıları yanlarında TEKSİF’in temsilcisiyle işçiye baskı yapıyorlar, DİSK-TEKSTİL’den istifa edin diyorlar.

“İşyerinde yetki aldık” artık buradan çekilin diyorlar. İşveren desteğiyle, hile ile yaptıkları işlere, hukuksuzluğa göz yummamızı istiyorlar.

Açık şekilde işlenen suça tepki gösterip, dava açınca da büyük bir pişkinlikle işçinin toplu sözleşme hakkını engellemeyin, davayı geri çekin diyebiliyorlar.

İkinci olay daha taze, Lüleburgaz’daki Tanrıverdi isimli bir firmada meydana geliyor.

İşçiler, bir süredir tek tek Sendikamıza üye olmaktaydı. Aynı firmanın bir başka fabrikasında da TEKSİF bir toplu iş sözleşmesi imzalamış. İşçiler bu sözleşmeyi biliyor.

Bu nedenle, tercihlerini DİSK-TEKSTİL olarak yapıyorlar.

Sonra ne oluyor DİSK-TEKSTİL üyesi olanların bir kısmı hemen işten çıkarılıyor.

İşçileri toplayıp ya DİSK’ten ayrılacaksınız ya da işinizi kaybedeceksiniz diye tehdit ediyorlar.

İşçilerin sendika kararlılığı görülünce, bu kez fabrika içinde bir anda TEKSİF’in şube başkanları yöneticileri görülmeye başlanıyor.

Bunlar işçinin arasına giremiyorlar, işveren vekillerinin odasında kendilerine verilecek şifreleri bekliyorlar.

Sonra, beyaz yakalılar başta olmak üzere korkutulan işçiler otobüslere dolduruluyor, postanelerden e-devlet şifreleri alınıyor. Hem de Lüleburgaz’dan, Çorlu’dan değil Çatalca’dan uzak ilçelerden alınıyor.

Fabrikanın önünden geçmeyen, tek bir işçiyle bile görüşemeyen TEKSİF’in şube başkanları, yine ustabaşılarıyla işçileri DİSK-TEKSTİL’den istifaya zorluyor.

Bu zorlama sadece fabrika içinde de kalmıyor. İşçilerin akrabalarına, çevredeki diğer fabrikalarda çalışan yakınlarına kadar işten attırma tehdidi uzanıyor. Analar, babalar, eşler, kardeşler üzerinden istifa baskıyı yaratılıyor.

Sonrada sorulduğunda, işçinin tercihi böyleymiş, bakın biz işyerinde çoğunluğu aldık diye geziniyorlar.

Bu sendikaların yöneticilerini arayıp, yaptığınız ne sendikacılığa ne de insanlığa sığmaz diye dert anlatmaya çalışıyoruz. İşçinin ekmeğiyle, geleceğiyle oynayarak sendikacılık yapılmaz diyoruz.

Kapıda bekleyen gencecik insanların sıkıntısı yüreğimizde, bu sendikacılara insanca, medeni şekilde bu sorunları çözelim diye “sandık koyup, seçim yapalım” önerisi getiriyoruz.

Mevzuatta yok diye tedavülden kalkmış sözlerle mevzuat hazretlerine sarılıyorlar.

Yürekleri yok,  laf anlayan, birlikte üye olduğumuz uluslararası federasyonlarla imzaladıkları protokollere saygı duyan yok.

Birlikte referandum yapalım diye imza attığımız protokoldeki imzasına sahip çıkan yok.

İnsan sormadan edemiyor, nasıl adamlarsınız siz?

Sermayenin, devletin eteğinde yapılanın adı belli.

Biz değil, Türk-İş Başkanı Soma olayından sonra kendi üye sendikası için “sapsarı sendika” demişti.

Ne farkınız var o sendikadan?

Hep söyledik, sermayenin, devletin gölgesinde, emrinde işçi sendikacılığı olmaz.

Gelin bir işçi sendikasına yakışanı yapmayı deneyin. İşçinin iradesine güvenmeye çalışın.

DİSK-TEKSTİL olarak davetimiz açık;

Her yerde SANDIK koyalım.

REFERANDUM yaparak seçimi işçinin yüreğine, iradesine bırakalım.

Adamsanız, yüreğiniz varsa bizim işyerlerimizden başlayarak oylama yapalım.

HODRİ MEYDAN!