HUZURLU, BARIŞ VE REFAH İÇİNDE BİR ÜLKE İSTİYORUZ

Bugün içinde bulunduğumuz ortam, hepimiz için acı veridir.

Ülkemizin bir bölümü adeta savaş alanı haline gelmiştir.

Aralarında üyelerimizin yakınlarının da bulunduğu gençlerimiz çatışmalarda toprağa düşmektedir.

Her gün bir kentimizde ağıtlar yakılmaktadır. Ocağına ateş düşmeyen kentimiz neredeyse kalmamıştır.

Kentlerimiz yanıp, yıkılmakta; halkımız her an patlayabilecek bir bombanın, ateşlenecek bir silahın korkusunu taşımaktadır.

İnsanlarımız can güvenliği endişesi nedeniyle sokağa bile çıkmaktan çekinir duruma gelmiştir.

Yaşananlar toplum olarak hepimizde gelecek kaygısı yaratmaktadır.

Hiç kimse kendini güven içinde hissetmemektedir.

Ancak bizler yine de umutsuzluğu kapılmadan, en önemlisi teröre teslim olmadan yaşamak için çırpınmaktayız.

Tarih bizlere çatışmalarla, savaşlarla hiçbir soruna kalıcı çözüm bulunamadığını göstermektedir.

Her savaş, yeni bir çatışmanın veya savaşın da nedeni haline gelmektedir.

Türkiye, etnik temel üzerindeki ayrımdan kaynaklanan şiddet, terör ve çatışma sürecini 30 yılı aşkın bir süredir yaşamaktadır.

Binlerce insanımızın canına mal olan bu çatışmalarla hiçbir sorun çözülememiştir.

Tam tersine birçok yeni sorunun da ortaya çıkmasına neden olunmuştur.

Şimdi bir de Suriye’deki iç savaş nedeniyle dini siyasete alet etmeye çalışan yeni terör örgütleri ülkemize yönelik saldırılara başlamıştır.

İşçiler olarak, bu toplumun üreten güçleri olarak bugün bizim öncelikli özlemimiz huzurla, barış ve refah içinde yaşayabilmektir.

Bunu sağlamakla yükümlü olan ilk merci, hiç şüphesiz siyasettir.

Siyasi partiler, Türkiye Büyük Millet Meclisi, hükümet bütün bunlar, karşı karşıya olduğumuz her soruna çözüm üretmekle yükümlüdür.

Siyasetin görevini silaha bırakmak en başta insani değerlerin yok olmasına, ardından ayrışmaların derinleşmesine neden olacaktır.

Tüm savaşlar yoksullar için yıkım anlamına gelmektedir. Toprağa düşen, bozulan ekonomik ve sosyal dengelerden ilk etkilenen hep emekçiler, yoksul halk kesimleridir.

Bu nedenle barışı, demokrasiyi ve özgürlükleri savunmak herkesten önce işçilerin, her kesimden emekçilerin omuzlarına düşen bir görev haline gelmektedir.

Kısa bir süre önce, iktidar partisinde yönetim değişmiş ve yeni bir hükümet kurulmuştur.

Bu hükümet hangi yolu izleyecek zaman gösterecektir.

Ancak bugüne kadar yapılanlar ve sergilenen tutumlar, yakın zamanda bir barış umudunu köreltmektedir.

Yine de hükümete, tüm siyasi partilere, milletvekillerine çağrı yapmayı görev kabul ediyoruz:

Türkiye’yi savaş ortamından kurtarın, demokrasi ve hukuk içinde çözümler üretin.

Bizlere huzuru, güveni, barışı, refahı sağlayın.

Terör saldırılarında yaşamını yitiren tüm şehitlerimize, vatandaşlarımıza rahmet;

Yaralanan, sakat kalan gazilerimize, yaralılarımıza acil şifa;

Yakınlarını yitiren tüm ailelere, Türkiye halkına başsağlığı ve sabırlar diliyoruz.

Adı ister PKK, ister İslam Devleti, ister El-Nusra olsun terör örgütlerinin şiddetini, cinayetlerini, kıyımlarını ise nefretle kınıyoruz.